Küba ile Amerika Birleşik Devletleri arasında son dönemde tırmanan gerilimde, Çin Halk Cumhuriyeti'nin stratejik pozisyonu giderek daha belirleyici hale geliyor. Florida International Üniversitesi'nden Profesör Orlando J. Pérez, Latin Amerika jeopolitiği üzerine yaptığı kapsamlı çalışmalarla tanınan bir akademisyen olarak, Çin faktörünün Küba-ABD ilişkilerindeki derin etkisini değerlendiriyor. Pérez, Çin'in Küba'daki artan ekonomik varlığı, teknolojik yatırımları ve diplomatik desteğinin, ABD'nin bölgedeki hegemonyasına doğrudan meydan okuduğunu belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı: Çin'in Küba'da Artan Etkisi
Soğuk Savaş döneminden bu yana Küba, ABD politikalarının merkezinde yer almış; ancak Barack Obama döneminde kısa süreli bir normalleşme yaşanmıştı. Trump yönetiminin yeniden sert yaptırımlara dönmesi ve Biden döneminde de bu çizginin sürmesi, Küba'yı yeni müttefikler aramaya itti. Bu noktada Çin, devreye girdi. Küba, 2020'lerin başından itibaren Çin'den önemli miktarda kredi, altyapı yatırımı ve teknoloji transferi aldı. Huawei ve ZTE gibi Çinli teknoloji devleri, Küba'nın telekomünikasyon altyapısını yenilerken; Pekin, Havana'nın en büyük ikinci ticaret ortağı konumuna yükseldi. Ayrıca Çin, Küba'nın Venezuela ve Rusya ile olan ilişkilerini de destekleyerek ABD'ye karşı bir blok oluşturma çabasını güçlendiriyor.
Pérez'in analizine göre, Çin'in Küba'ya yönelik ilgisi sadece ekonomik değil, aynı zamanda askeri ve siyasi boyutlar taşıyor. 2023'te Küba'da bir Çin istihbarat tesisi kurulduğuna dair iddialar, ABD'de büyük yankı uyandırdı. Her ne kadar Küba ve Çin bu iddiaları yalanlasa da, casusluk endişeleri Washington'da yeni yaptırım dalgalarını tetikledi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Küba'nın Çin'e sunduğu istihbarat kolaylıklarının bölgesel güvenlik riski oluşturduğunu savunuyor. Bu durum, ABD'nin Küba'ya yönelik ambargosunu daha da sıkılaştırmasına gerekçe olarak kullanılıyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: ABD'nin Latin Amerika'daki Nüfuz Kaybı
Çin'in Küba üzerinden Latin Amerika'ya nüfuz etmesi, ABD'nin Monroe Doktrini'ne dayalı bölgesel hegemonyasını sarsıyor. Pérez, bu durumu 'küresel güç mücadelesinin Latin Amerika'ya yansıması' olarak tanımlıyor. Çin, sadece Küba'da değil, Brezilya, Arjantin, Şili ve Peru gibi ülkelerde de büyük altyapı projelerine imza atıyor. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında bölgeye yapılan yatırımlar, ABD'nin geleneksel etkisini zayıflatıyor. Ayrıca Çin, Venezuela'daki krizde Küba'yla birlikte Maduro rejimini destekleyerek ortak bir cephe oluşturuyor.
ABD'nin son hamleleri arasında ise Küba'ya yönelik seyahat kısıtlamalarının artırılması, para transferlerinin azaltılması ve bazı Kübalı yetkililere yaptırım uygulanması yer alıyor. Ancak, bu önlemler Çin'in etkisini kırmakta yetersiz kalıyor. Pérez, uzun vadede ABD'nin, Çin'in Latin Amerika'daki varlığıyla başa çıkmak için yeni bir bölgesel strateji geliştirmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, Soğuk Savaş döneminin iki kutuplu yapısının benzeri bir rekabet, bu kez farklı aktörlerle yeniden boy gösterebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba-ABD-Çin üçgenindeki bu gerginlik, Türkiye açısından dolaylı da olsa önem taşımaktadır. Türkiye, Latin Amerika ile artan ticari ve diplomatik ilişkileri (örneğin Brezilya, Arjantin, Küba ile gelişen bağlar) sayesinde bölgede alternatif bir ortak rolü üstlenmektedir. Çin'in bölgedeki nüfuzunun artması, ABD'nin yaptırım politikalarını sertleştirmesi, Türkiye'nin Latin Amerika stratejisinde denge politikası izlemesini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca Küba'ya yönelik ABD yaptırımları, Türk firmalarının ada ülkesindeki yatırım ve ticaret fırsatlarını etkileyebilir; ancak Türkiye, Çin ve Rusya ile rekabet etmeden kendi niş alanlarını (örneğin inşaat, turizm, tarım) geliştirme potansiyeline sahiptir. Küresel anlamda, ABD-Çin rekabetinin derinleşmesi, çok kutuplu dünya düzenini güçlendirirken Türkiye'nin bağımsız dış politikası için hem fırsatlar hem de riskler sunmaktadır.