Washington'da Trump yönetimi, İran ile yürütülen savaşı kamuoyuna ve uluslararası arenada meşrulaştırmakta giderek daha fazla zorlanıyor. Yönetim, bir yandan savaşın gerekliliğini anlatmaya çalışırken, diğer yandan iç muhalefeti tasfiyeler, yalan makinesi testleri ve yoğun propaganda faaliyetleriyle bastırmaya çalışıyor. Bu durum, ABD'nin İran politikasında derin bir meşruiyet krizi yaşadığını gösteriyor.
Savaşın Arka Planı ve Yönetimin Zorlukları
Trump yönetimi, İran'a yönelik askeri operasyonlarını genişletirken, kamuoyu desteğini sağlamakta büyük güçlük çekiyor. Savaşın başlangıcından bu yana yönetim içinde ve dışında eleştiriler artmış durumda. Beyaz Saray, savaşın gerekçelerini anlatmak için çeşitli iletişim stratejileri denese de, Amerikan halkının önemli bir kısmı savaşa karşı. Son anketler, halkın yüzde 50'den fazlasının İran'a yönelik askeri müdahaleyi desteklemediğini gösteriyor. Bu durum, yönetimin savaşı "satmak" için daha agresif yöntemlere başvurmasına yol açıyor.
Yönetim içinde, savaş karşıtı görüşleri dile getiren bazı üst düzey yetkililer görevden alındı veya istifa etmeye zorlandı. Örneğin, geçtiğimiz aylarda Savunma Bakanlığı'nda görevli birkaç kıdemli analist, İran operasyonunun stratejik hedeflerini sorguladıkları için görevlerinden uzaklaştırıldı. Ayrıca, yönetim kritik pozisyonlara sadık isimleri atamak için yalan makinesi testleri uygulayarak potansiyel muhalifleri ayıklama yoluna gitti. Bu uygulamalar, ABD'nin geleneksel demokratik normlarına aykırı olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.
Propaganda cephesinde ise, yönetim yanlısı medya kuruluşları üzerinden İran'ın bölgesel tehditleri ve nükleer programı hakkında abartılı haberler servis ediliyor. Sosyal medyada organize bot hesapları aracılığıyla savaş yanlısı içerikler yayılıyor. Ancak bu çabalar, bağımsız medya ve muhalefet tarafından ifşa edildikçe yönetimin güvenilirliği daha da erozyona uğruyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
İran savaşı, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan dengeyi daha da bozmuş durumda. Savaş, bölgesel aktörleri karşı karşıya getirirken, küresel enerji arz güvenliğini de tehdit ediyor. Basra Körfezi'ndeki gerilim, petrol fiyatlarında dalgalanmalara yol açarak dünya ekonomisini olumsuz etkiliyor. Avrupa Birliği ve Çin gibi aktörler, çatışmanın diplomatik yollarla çözülmesi çağrısı yaparken, Rusya'nın pozisyonu belirsizliğini koruyor.
ABD'nin İran'daki savaşı, NATO içinde de görüş ayrılıklarına neden olmuş durumda. Bazı Avrupalı müttefikler, operasyonun uluslararası hukuka uygunluğunu sorgularken, diğerleri ABD'nin yanında yer almakta tereddüt ediyor. Bu durum, transatlantik ilişkilerde yeni çatlaklar oluşturuyor. Ayrıca, savaşın uzaması, ABD'nin askeri ve ekonomik kaynaklarını tüketerek küresel liderlik iddiasını zayıflatıyor.
Birleşmiş Milletler'de ise, savaşın durdurulmasına yönelik çağrılar artsa da, Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisi nedeniyle somut adım atılamıyor. Uluslararası kamuoyunda ABD'nin izlediği tek taraflı politikalar, ittifak sistemini aşındırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran savaşının yarattığı bölgesel istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor. Savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret yolları için risk oluşturuyor. Ayrıca, İran'daki kaos ortamı, PKK/YPG gibi terör örgütlerinin bölgede yeniden güç kazanmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye, bir yandan müttefiki ABD ile ilişkilerini dengelemeye çalışırken, diğer yandan İran ile diplomatik kanalları açık tutarak savaşın yayılmasını önlemeye çalışıyor. Savaşın Türkiye ekonomisine etkisi, artan petrol fiyatları ve döviz kurlarındaki dalgalanmalarla kendini gösteriyor. Bu nedenle Türkiye, İran savaşının bir an önce diplomatik yollarla sonlandırılması için aktif diplomasi yürütmeli.