Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), kritik minerallerin küresel ekonomi için 6,5 trilyon dolarlık bir güvenlik riski oluşturduğunu açıkladı. Ajansın yayımladığı raporda, Çin’in nadir toprak elementleri, lityum ve diğer stratejik minerallerin işlenmesindeki hakimiyeti ve son dönemde genişlettiği ihracat kontrollerinin, dünya genelinde endüstrileri ciddi tedarik kesintilerine karşı savunmasız bıraktığı vurgulanıyor. Raporda ayrıca, temiz enerji teknolojilerine geçiş hızlandıkça bu minerallere olan talebin katlanarak artacağı, mevcut arz darboğazlarının ise ekonomik ve jeopolitik gerilimleri körükleyebileceği belirtiliyor.
Kritik mineraller ve Çin’in kilit rolü
Dünya genelinde nadir toprak elementleri, lityum, kobalt, grafit ve bakır gibi mineraller, elektrikli araç bataryaları, rüzgar türbinleri, güneş panelleri ve savunma sistemleri gibi yeni nesil teknolojilerin temel girdileri arasında yer alıyor. IEA verilerine göre, Çin nadir toprak elementlerinin yaklaşık yüzde 60’ını, lityum işlemenin ise yüzde 70’ini ve kobalt rafinasyonunun yüzde 70’inden fazlasını gerçekleştiriyor. Bu oranlar, Pekin’e kritik minerallerin tedarik zincirinde stratejik bir üstünlük sağlıyor. Son yıllarda Çin, nadir toprak elementleri ve galyum-germanyum gibi yüksek teknoloji minerallerine yönelik ihracat kısıtlamalarını sıkılaştırdı. Özellikle ABD ve Avrupa Birliği, bu kısıtlamaların savunma sanayileri ve yeşil enerji dönüşümü hedefleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabileceğini ifade ediyor. IEA, bu durumun küresel ticarette yeni bir “ekonomik güvenlik” tartışmasını başlattığını belirtiyor. Raporda, mevcut tedarik zinciri yoğunlaşmasının, herhangi bir jeopolitik kriz veya doğal afet durumunda dünya ekonomisini 6,5 trilyon dolarlık bir kayıpla karşı karşıya bırakabileceği hesaplanıyor. Bu rakam, kritik minerallerin enerji dönüşümü ve teknolojik bağımsızlık açısından taşıdığı stratejik önemi gözler önüne seriyor.
Küresel rekabet ve yeni arayışlar
IEA raporu, ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve Avustralya gibi ülkelerin kritik mineral tedarikini çeşitlendirmek için yoğun çaba içinde olduğunu ortaya koyuyor. ABD’nin Enflasyonu Düşürme Yasası (IRA) kapsamında kritik minerallerin yerel üretimine sağlanan teşvikler, Avrupa’nın ise Kritik Ham Maddeler Yasası ile 2030 yılına kadar işleme kapasitesinin yüzde 40’ını karşılama hedefi, bu alandaki rekabeti artırıyor. Güney Amerika’da Şili ve Arjantin’deki lityum yatakları, Afrika’da Kongo Demokratik Cumhuriyeti’ndeki kobalt rezervleri ve Avustralya’nın lityum ve nadir toprak projeleri, alternatif kaynak arayışlarının merkezinde yer alıyor. Ancak IEA, yeni madenlerin faaliyete geçmesinin ortalama 10-15 yılı bulduğunu, bu nedenle kısa vadede Çin’e bağımlılığın devam edeceğini vurguluyor. Raporda ayrıca, jeopolitik gerilimlerin tedarik zincirlerini kırılgan hale getirdiğine dikkat çekilirken, ülkelerin stratejik stoklama ve uluslararası işbirliği mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiği ifade ediliyor. Özellikle Çin’in ihracat kontrollerini silah olarak kullanma olasılığı, Batılı ülkeleri alternatif tedarik yolları ve geri dönüşüm teknolojilerine yatırım yapmaya itiyor. IEA, bu alandaki dönüşümün hızlanması için hükümetlerin özel sektörle işbirliği yaparak Ar-Ge yatırımlarını artırmasını ve ticaret anlaşmalarını çeşitlendirmesini öneriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kritik mineraller konusunda önemli bir potansiyele sahip olmakla birlikte, işleme tesisleri ve teknoloji açısından dışa bağımlı konumda. Nadir toprak elementleri rezervleri açısından Eskişehir’de keşfedilen saha, Türkiye’yi potansiyel bir oyuncu haline getirse de, bu kaynağın ekonomiye kazandırılması için ileri teknoloji yatırımları gerekiyor. IEA’nın raporu, Türkiye’nin enerji dönüşümü ve savunma sanayii hedefleri doğrultusunda kritik mineral tedarik güvenliğini stratejik öncelik haline getirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. AB ve ABD ile ticari ilişkilerini derinleştiren Türkiye’nin, bu ülkelerin kritik mineral tedarikini çeşitlendirme çabalarına ortak olması ve kendi rezervlerini işleme kapasitesini artırması, hem ekonomik hem jeopolitik açıdan avantaj sağlayabilir.