Kremlin, Ukrayna'daki olası bir barış anlaşması için Rusya’nın tutumunda 2024 yılından bu yana herhangi bir değişiklik olmadığını açıkladı. Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, 29 Haziran’da yaptığı açıklamada, Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 2024’te ortaya koyduğu şartların geçerliliğini koruduğunu belirtti. Putin, o tarihte Kiev yönetiminden, Rusya’nın kendi toprağı olarak gördüğü dört bölgeden askerlerini çekmesini ve NATO üyelik planlarından kamuoyu önünde vazgeçmesini talep etmişti. Bu açıklamalar, uluslararası kamuoyunda ateşkes ve müzakerelere yönelik artan çağrıların ortasında geldi.
Putin'in 2024 barış şartları ve mevcut durum
Putin, Haziran 2024’te yaptığı bir konuşmada, Ukrayna ile barış için iki temel koşul öne sürmüştü: Birincisi, Ukrayna ordusunun Donetsk, Luhansk, Zaporijya ve Herson bölgelerinden tamamen çekilmesi; ikincisi, Ukrayna’nın NATO’ya katılma niyetinden resmen vazgeçmesi. Kremlin, bu şartların müzakere için zemin oluşturabileceğini belirtmiş ancak Ukrayna ve Batılı müttefikleri bu talepleri egemenlik ve toprak bütünlüğüne bir saldırı olarak reddetmişti. Peskov, pazartesi günkü açıklamasında “Başkan Putin’in koşulları aynen geçerlidir. Bu çerçeve dışında herhangi bir barış girişimi Kremlin tarafından dikkate alınmayacaktır” ifadelerini kullandı. Bu durum, arabuluculuk çabalarını yürüten ülkeler için barışın sağlanmasının önündeki en büyük engelin Rusya’nın tavizsiz tutumu olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Öte yandan, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Rus işgali altındaki toprakların tamamının kurtarılması ve ülkenin NATO üyeliğine giden yolun açılması konusunda ısrarcı. Zelenski’nin barış formülü, Rus kuvvetlerinin 1991 sınırlarına çekilmesini öngörürken, Batılı ülkelerin askeri ve ekonomik desteği Ukrayna’nın elini güçlendirmeye devam ediyor. Ancak savaşın üçüncü yılına yaklaşırken, taraflar arasındaki bu temel uzlaşmazlık çözüm sürecini çıkmaza sokuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Rusya’nın barış şartlarında ısrarcı olması, başta Avrupa Birliği ve NATO olmak üzere Batı ittifakının tepkisini çekiyor. ABD ve AB, Ukrayna’ya silah yardımı ve mali desteği sürdürürken, bir yandan da Rusya’ya yönelik yaptırımları artırıyor. Uluslararası ilişkiler uzmanları, Kremlin’in mevcut tutumunun, savaş alanında elde ettiği kısmi başarıların ardından pazarlık gücünü koruma stratejisi olduğunu belirtiyor. Rusya, işgal altındaki topraklarda referandumlar düzenleyerek bu bölgeleri ilhak etmiş; uluslararası toplum ise bu adımı tanımamıştı.
Küresel enerji piyasaları ve gıda tedarik zincirleri de savaşın uzamasından etkilenmeye devam ediyor. Rusya’nın Karadeniz tahıl koridoru anlaşmasından çekilmesi ve Ukrayna limanlarına yönelik saldırıları, gelişmekte olan ülkelerde gıda fiyatlarının yükselmesine neden oldu. Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye gibi ülkeler, arabuluculuk girişimlerinde bulunsa da taraflar arasındaki güvensizlik kalıcı bir çözümün önündeki en büyük engel.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya’nın barış koşullarındaki ısrarı, Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenliği ve enerji politikaları açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, savaşın başından bu yana arabuluculuk rolü üstlenmiş, İstanbul’da düzenlenen müzakerelere ev sahipliği yapmıştı. Kremlin’in tavizsiz tutumu, Ankara’nın diplomatik girişimlerinin etkisini sınırlıyor. Ayrıca, savaşın uzaması Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin uygulanmasını zorlaştırırken, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve turizm gelirleri üzerinde baskı oluşturuyor. Ankara, hem Rusya hem de Ukrayna ile ekonomik ilişkilerini dengelemeye çalışırken, çatışmanın tırmanmasının bölgesel istikrarı ve Türk dış politikasının manevra alanını daralttığı değerlendiriliyor.