Avrupa Birliği (AB) Konseyi Başkanı Antonio Costa'nın Kremlin'e yönelik bir diplomatik girişim başlatması, Brüksel'deki AB liderler zirvesinde Ukrayna savaşının sona ermesine dair umutların azaldığı bir dönemde Rusya ile nasıl bir ilişki kurulması gerektiği konusundaki derin görüş ayrılıklarını ortaya çıkardı. 19 Haziran'da Brüksel'de düzenlenen zirvede, bazı üye ülkeler Moskova ile diyalog kanallarının açık tutulmasından yana tavır sergilerken, özellikle Doğu Avrupa ve Baltık ülkeleri Rusya'ya karşı mevcut yaptırım ve izolasyon politikasının sıkılaştırılmasında ısrar etti.
Girişimin perde arkası ve üye ülkelerin tepkileri
Diplomatik kaynaklara göre Costa, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile doğrudan bir temas kurmayı öneren bir mektup taslağını liderlerle paylaştı. Bu öneri, AB'nin uzun süredir devam eden 'Rusya ile iş birliği ancak Ukrayna'nın koşulları yerine getirilirse' prensibine aykırı bulunarak Polonya ve Baltık ülkeleri başta olmak üzere birçok üye tarafından sert şekilde eleştirildi. Polonya Başbakanı Donald Tusk, 'Rusya'nın Ukrayna'daki saldırganlığı devam ederken Moskova'ya el uzatmak, kurbanı görmezden gelmek anlamına gelir' ifadelerini kullandı. Öte yandan Fransa ve Almanya gibi ülkeler, özellikle enerji arzı ve küresel gıda güvenliği gibi konularda Rusya ile iletişim hatlarının korunmasının stratejik öneme sahip olduğunu savundu.
Zirvede ayrıca, Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın Rusya yanlısı tutumu nedeniyle AB içinde bir 'Troya atı' olarak görüldüğü ve bu durumun ortak karar alma mekanizmalarını zorlaştırdığı belirtiliyor. Orban, daha önce de Rusya'ya yönelik yaptırımları defalarca veto etmiş ve AB'nin Ukrayna'ya askeri yardımını engellemeye çalışmıştı. Kosta'nın girişimi, Orban'ın bu tutumuna dolaylı olarak meşruiyet kazandırabileceği endişesiyle karşılandı.
Küresel ve bölgesel yansımalar
AB içindeki bu bölünme, Batı dünyasının Rusya'ya karşı birleşik cephe görüntüsünü zedeleme riski taşıyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Batılı liderlere yaptığı çağrılarda 'Rusya ile müzakere edilecek bir şey olmadığını, Putin'in ancak güçten anladığını' vurguluyor. AB'nin Ukrayna'ya verdiği askeri ve mali desteğin yanı sıra, Rusya'ya uygulanan yaptırımların devamlılığı da bu bölünmelerden etkilenebilir. Uzmanlar, eğer AB içinde Rusya ile normalleşme yönünde bir eğilim güçlenirse, bunun NATO'nun Doğu Kanadı'nın güvenlik kaygılarını artıracağını ve Transatlantik ilişkilerde gerilime yol açabileceğini belirtiyor. Öte yandan, Çin ve Hindistan gibi küresel güçlerin Rusya ile ilişkilerini derinleştirdiği bir ortamda, AB'nin net bir duruş sergileyememesi, uluslararası arenada Batı'nın etkisini azaltma potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna savaşının başından bu yana hem Kiev hem de Moskova ile dengeli bir diplomasi yürütüyor. AB içinde Rusya'ya yönelik yaklaşım farklılıkları, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü daha da kritik hale getiriyor. Ancak, AB'nin Rusya'ya karşı sert yaptırım politikasını sürdürmesi durumunda, Türkiye'nin enerji ve turizm gibi alanlarda Rusya ile geliştirdiği iş birliği Brüksel ile yeni gerilimlere yol açabilir. Öte yandan, Avrupa'da yükselen Rusya ile diyalog çağrıları, Türkiye'nin kendi 'Rusya ile iş birliği' politikasını meşrulaştırmasına zemin hazırlayabilir. Bu gelişme, Türk dış politikasının manevra alanını genişletmekle birlikte, AB ile uyum beklentilerini de test ediyor.