Körfez bölgesinde bir sonraki kriz veya çatışma, toprak işgali ya da askeri üsse saldırıyla başlamayabilir. Uzmanlara göre, bir petrol rafinerisine, ihracat terminaline, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tesisine, elektrik şebekesine veya deniz suyu arıtma tesisine yönelik bir saldırı, bölgesel istikrarı sarsabilir. Petrol, gaz, elektrik ve su altyapısının iç içe geçtiği bu coğrafyada, enerji tesislerine yönelik herhangi bir sabotaj ya da askeri müdahale, zincirleme etkiler yaratabilir.
Enerji Altyapısına Yönelik Artan Tehditler
Son yıllarda yaşanan olaylar, bu tür tehditlerin ne kadar gerçek olduğunu gözler önüne serdi. 2019 yılında Suudi Arabistan'ın Abqaiq ve Khurais petrol tesislerine yönelik insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırıları, ülkenin günlük petrol üretiminin yarısını geçici olarak durdurmuş ve küresel enerji piyasalarında şok dalgaları yaratmıştı. Benzer şekilde, 2022'de Husi isyancıların Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) petrol tesislerine saldırısı, ülkenin enerji güvenliğinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Bu saldırılar, bölgesel güçlerin enerji altyapısını hedef alma konusundaki istekliliğini ortaya koyuyor.
Uzmanlar, bu tür saldırıların sadece enerji arzını kesintiye uğratmakla kalmayıp, aynı zamanda küresel ekonomiyi de etkileyebileceğini belirtiyor. Petrol fiyatlarındaki ani yükselişler, enflasyonu körükleyebilir ve dünya genelinde ekonomik durgunluğa yol açabilir. Ayrıca, bölgedeki tuzdan arındırma tesislerine yönelik bir saldırı, milyonlarca insanın su kaynağını kesebilir ve insani bir krize neden olabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Körfez ülkeleri, enerji altyapılarını korumak için büyük yatırımlar yapıyor; ancak bu yeterli değil. Uzmanlar, ülkeler arasında bir "enerji saldırmazlık paktı" imzalanmasını öneriyor. Bu tür bir anlaşma, tarafların birbirlerinin enerji tesislerine saldırmayı taahhüt etmesini içeriyor. Benzer bir yaklaşım, Soğuk Savaş döneminde ABD ve Sovyetler Birliği arasında nükleer tesislere yönelik saldırıları yasaklayan anlaşmalara dayanıyor.
Ancak böyle bir paktın uygulanması, bölgedeki derin siyasi bölünmeler ve güvensizlik nedeniyle oldukça zor. İran, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki gerilimler, bu tür bir anlaşmayı müzakere etmeyi güçleştiriyor. Ayrıca, bölge dışı aktörlerin (ABD, Rusya, Çin) bu süreçteki rolleri de belirsizliğini koruyor.
Küresel enerji piyasaları, Körfez'deki istikrara bağımlı. Dünya petrol arzının önemli bir kısmı buradan sağlanıyor ve herhangi bir kesinti, küresel ekonomiyi doğrudan etkiliyor. Bu nedenle, uluslararası toplumun da bu tür bir paktı desteklemesi ve garantörlük yapması öneriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük bölümünü ithalatla karşılayan bir ülke olarak Körfez'deki istikrara doğrudan bağımlı. Bölgede yaşanacak bir enerji krizi, Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve Katar ile olan yakın ilişkileri, bu bölgedeki gelişmelerin Ankara'yı yakından ilgilendirdiğini gösteriyor. Türkiye'nin, bölgesel bir enerji saldırmazlık paktının oluşturulması sürecinde arabulucu bir rol üstlenmesi, hem kendi enerji güvenliğini hem de bölgesel istikrarı destekleyebilir.