Körfez ülkeleri, ABD ile İran arasında olası bir topyekûn savaşa dönüş riskine karşı hazırlık yapıyor. İsrail ve ABD'deki ara seçimler çevresindeki belirsizlik, Washington ve Tel Aviv'in Tahran'ı tavize zorlamak için kısa ve yoğun bir askeri kampanyayla İran'a yeni saldırılar düzenleyebileceği korkusunu körüklüyor. İran ise böyle bir durumda Körfez ülkelerine yıkıcı bir yanıt vereceği uyarısında bulunuyor.
Gerilimin arka planı
ABD-İran ilişkileri, Washington'un 2018'de nükleer anlaşmadan çekilmesi ve yeniden yaptırımlar uygulamasının ardından istikrarsız bir seyir izliyor. Son aylarda İran'ın nükleer programındaki ilerleme ve bölgesel vekil güçler üzerinden yürüttüğü faaliyetler, İsrail ve ABD'li yetkililerin sabrını taşırdı. İsrail'deki siyasi belirsizlik ve ABD'deki ara seçim takvimi, liderleri askeri seçeneklere daha açık hale getirebilir.
Körfez'deki Arap monarşileri, kendi topraklarındaki ABD askeri üslerinin İran'a yönelik olası bir saldırıda kullanılmasından endişe ediyor. Bu üslerden yapılacak bir saldırı, İran'ın misillemesini doğrudan Körfez ülkelerine yöneltebilir. Tahran yönetimi, son açıklamalarında, kendisine yönelik herhangi bir saldırıya "yıkıcı" ve "geniş kapsamlı" yanıt vereceğini, bunun da bölgedeki tüm tarafları etkileyeceğini belirtti.
Bölge başkentlerinde diplomasi trafiği hızlandı. Suudi Arabistan, BAE ve Katar gibi ülkeler, hem Washington hem Tahran ile temaslarını sürdürerek gerilimi düşürmeye çalışıyor. Ancak İran'ın olası bir saldırıya karşılık olarak Hürmüz Boğazı'nı kapatma tehdidi, küresel enerji piyasalarını da alarma geçirmiş durumda.
Bölgesel ve küresel boyut
Olası bir çatışma, sadece Orta Doğu'yu değil, küresel enerji arzını ve ekonomik istikrarı da doğrudan etkileyecek. Dünya petrolünün yaklaşık beşte biri Hürmüz Boğazı'ndan geçiyor. İran'ın boğazı kapatma hamlesi, petrol fiyatlarında ani sıçramalara ve küresel resesyona yol açabilir.
ABD'nin bölgedeki müttefikleri arasında görüş ayrılıkları da belirginleşiyor. İsrail, İran'ın nükleer tesislerine yönelik askeri bir operasyonu savunurken, Körfez ülkeleri diplomasiye öncelik verilmesi çağrısında bulunuyor. Bu durum, bölgesel güvenlik mimarisinde yeni kırılmalar yaratabilir.
Öte yandan, İran'ın nükleer müzakereleri yeniden başlatma konusundaki isteksizliği, Batılı güçlerin askeri seçeneği masaya yatırmasına neden oluyor. Ancak uzmanlar, kısa süreli ve yoğun bir askeri kampanyanın İran'ı tavize zorlamak yerine daha da saldırganlaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ve Körfez ülkeleriyle sınır komşusu olması ve bölgesel ticaret yollarının kesişim noktasında bulunması nedeniyle olası bir çatışmadan doğrudan etkilenecek. Enerji ithalatında İran'ın payı ve Hürmüz Boğazı'na bağımlılık, Türkiye ekonomisi için risk oluşturuyor. Ayrıca Türkiye, bölgesel istikrarın korunması için diplomatik kanalların açık tutulması ve taraflar arasında arabuluculuk yapılması konusunda istekli olabilir. Olası bir savaş, Türkiye'nin güney ve doğu sınırlarında güvenlik tehditlerini artırabilir ve mülteci akınlarına yol açabilir. Bu nedenle Ankara'nın gelişmeleri yakından izleyerek diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor.