Suudi Arabistan, Yemen'deki Husi isyancıların enerji tesislerine ve havalimanlarına yönelik artan saldırılarına karşı olası bir tırmanmayla karşı karşıya. Bu gelişmeler üzerine ABD yönetimi, Suudi Arabistan'daki temel olmayan hükümet çalışanları ve ailelerinin ülkeden ayrılmasını emretti. Petrol devi Saudi Aramco'nun da merkezindeki personelini tahliye etmeye başladığı bildirildi. Son haftalarda Husi güçlerinin Suudi topraklarına yönelik füze ve insansız hava aracı saldırılarında belirgin bir artış yaşanıyor. Bu durum, bölgede güvenlik endişelerini derinleştirirken, küresel enerji piyasalarında da dalgalanmalara yol açıyor.
Husi saldırıları ve bölgesel gerilim
Husi isyancılar, 2015 yılından bu yana Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyona karşı mücadele ediyor. Son dönemde ise Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine ve kritik enerji altyapısına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdılar. Özellikle Aramco tesislerine yönelik saldırılar, küresel petrol arzı açısından büyük önem taşıyor. 2019 yılında Husi güçlerinin Aramco'nun Abqaiq ve Khurais tesislerine düzenlediği saldırılar, Suudi Arabistan'ın petrol üretiminin yarısını geçici olarak durdurmuş ve dünya petrol fiyatlarında tarihi bir sıçramaya neden olmuştu. Bu kez de benzer bir saldırı riski, hem Suudi yönetimini hem de uluslararası yatırımcıları alarma geçirmiş durumda.
ABD'nin temel olmayan personelini tahliye etme kararı, Washington'un bölgede ciddi bir tırmanma beklediğini gösteriyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, vatandaşlarına Suudi Arabistan'a seyahat etmeme çağrısında bulunurken, ülkede bulunan Amerikan vatandaşlarının da dikkatli olmaları ve gerektiğinde ülkeden ayrılmaları yönünde uyarılarda bulundu. Bu adım, 2019'daki saldırılar sonrasında da benzer şekilde atılmıştı. Aramco'nun personel tahliyesi ise şirketin olası bir saldırıya karşı önlem aldığını gösteriyor. Şirket sözcüsü konuya ilişkin henüz resmi bir açıklama yapmadı.
Küresel enerji piyasaları ve olası yansımaları
Suudi Arabistan, dünyanın en büyük petrol ihracatçısı konumunda ve küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 10'unu tek başına sağlıyor. Husi saldırılarının artması, petrol fiyatlarında yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Uzmanlar, çatışmanın daha da tırmanması halinde petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, zaten yüksek enflasyonla mücadele eden küresel ekonomiler için ek bir risk faktörü oluşturuyor. Öte yandan, ABD'nin arabuluculuğunda yürütülen Yemen müzakereleri de sekteye uğrayabilir. Husi yetkililer, saldırıların Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik müdahalesine bir yanıt olduğunu savunuyor ve saldırıları durdurma koşulu olarak Suudi Arabistan'ın Yemen'deki askeri operasyonlarını sonlandırmasını istiyor.
Bölgesel güçler açısından da durum gergin. İran, Husi güçlerini desteklemekle suçlanıyor ve Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilim, bu saldırılarla birlikte yeniden alevlenebilir. Suudi Arabistan, Husi saldırılarının arkasında İran'ın olduğunu iddia ediyor; İran ise bu suçlamaları reddediyor. Son dönemde Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında başlayan normalleşme süreci, bu tırmanma nedeniyle tehlikeye girebilir. Ayrıca, Husi saldırıları, Kızıldeniz'deki deniz ticaret yollarını da tehdit ediyor. Husi güçleri daha önce Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırılar düzenlemiş, bu da küresel ticaretin önemli bir kısmının bu rotayı kullanması nedeniyle endişe yaratmıştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Suudi Arabistan'daki gerilimin tırmanması, Türkiye'nin enerji arz güvenliği ve bölgesel istikrar açısından yakından takip etmesi gereken bir gelişme. Türkiye, petrol ve doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmını Orta Doğu'dan karşılıyor; Suudi Arabistan'daki istikrarsızlık, küresel petrol fiyatlarını yukarı çekerek Türkiye'nin enerji ithalat faturasını artırabilir ve cari açık üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, Türkiye son dönemde Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme ve ekonomik işbirliğini geliştirme çabasında. Bu tür bir tırmanma, iki ülke arasındaki yatırım ve ticaret anlaşmalarını riske atabilir. Bölgesel güvenlik açısından ise, Husi saldırılarının Kızıldeniz'e yayılması, Türk deniz ticaretini ve bölgedeki Türk vatandaşlarının güvenliğini tehdit edebilir. Türkiye'nin, diplomatik kanalları kullanarak taraflar arasında diyalog çağrısı yapması ve bölgesel istikrarın korunması için aktif rol oynaması beklenebilir.