İran ile ABD arasında İsviçre'de gerçekleşen nükleer müzakereler, Körfez'de yeni bir diplomasi dalgasını da beraberinde getirdi. ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, İngiliz yayın kuruluşu UnHerd'a yaptığı açıklamada, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile İran arasında "daha önce hiç yaşanmamış" diyalogların başladığını söyledi. Vance, BAE'nin Körfez İşbirliği Konseyi'nin (KİK) en şahin ve İsrail'e en yakın üyesi olduğunu vurgulayarak, bu görüşmelerin bölgesel dengeler açısından tarihi bir fırsat sunduğunu ifade etti. Peki, onlarca yıldır süren gerginliğin ardından bu müzakereler nasıl bir zeminde ilerliyor ve başarı şansı ne?
ASEAN modeli: Güneydoğu Asya'dan Körfez'e bir reçete
Vance'in "ASEAN tarzı" olarak nitelendirdiği yaklaşım, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'nin (ASEAN) yıllardır uyguladığı "konsensüs temelli" diplomasi yöntemine atıfta bulunuyor. ASEAN, üyeleri arasında egemenlik eşitliği, içişlerine karışmama ve barışçıl uyuşmazlık çözümü prensipleriyle çalışıyor. Bu model, tarihsel olarak birbirine düşman ülkelerin (örneğin Vietnam ve Kamboçya veya Endonezya ve Malezya) zamanla diyalog kurmasına olanak tanıdı.
BAE ve İran arasındaki gerginlik, özellikle Körfez'deki üç ada (Büyük Tunb, Küçük Tunb ve Ebu Musa) üzerindeki egemenlik anlaşmazlığı, Yemen'deki vekalet savaşı ve nükleer program gibi konularda yoğunlaşıyor. Vance'in sözleri, bu zorlu dosyaların bile müzakere masasına getirilebileceğini gösteriyor.
Uzmanlar, Vance'in açıklamasının arkasında ABD'nin bölgede doğrudan angajman yerine bölgesel diyaloğu teşvik etme stratejisinin yattığını belirtiyor. Nitekim Washington, Suudi Arabistan ve BAE'yi İran ile doğrudan görüşmelere teşvik ediyor. Suudi Arabistan'ın 2023'te Pekin arabuluculuğunda İran'la ilişkilerini normalleştirmesi, bu çabaların ilk somut adımıydı.
Bölgesel ve küresel boyut: İsrail faktörü ve enerji dengeleri
BAE'nin İran'la görüşmelere istekli olması, sadece Körfez dinamikleri açısından değil, İsrail-BAE ilişkileri bağlamında da kritik. İbrahim Anlaşmaları ile BAE ve İsrail arasında kurulan resmi ilişkiler, BAE'yi bölgede İsrail'e en yakın Arap ülkesi konumuna getirdi. Vance'in "aşırı İsrail yanlısı" nitelemesi, bu ittifakın derinliğini vurguluyor. Ancak BAE'nin aynı anda İran'la müzakere yürütmesi, Abu Dabi'nin "her iki tarafla da ilişkiyi sürdürme" stratejisinin bir parçası.
Küresel ölçekte ise bu görüşmeler, enerji piyasaları açısından belirleyici olabilir. Körfez'deki istikrar, petrol ve doğalgaz fiyatlarının seyrini doğrudan etkiliyor. İran ile BAE arasında bir uzlaşı, Hürmüz Boğazı'ndaki gerginliği azaltabilir ve küresel enerji arz güvenliğine katkı sağlayabilir. Ayrıca İran'ın nükleer programına ilişkin müzakerelerde BAE'nin arabuluculuk rolü üstlenmesi, Batı ile Tahran arasında yeni bir diyalog kanalı açabilir.
Ancak diplomatik kaynaklar, görüşmelerin henüz çok erken aşamada olduğunu ve somut ilerleme için zaman gerektiğini belirtiyor. Özellikle İran'ın iç siyasetindeki muhafazakar kanat ve BAE'nin güvenlik kaygıları, hızlı bir normalleşmenin önündeki engeller olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Körfez'de İran ile BAE arasında başlayan diyalog, Türkiye'nin bölge politikası açısından hem fırsat hem de risk barındırıyor. Ankara, bir yandan İran'la ekonomik ve enerji ilişkilerini geliştirmeye çalışırken, diğer yandan Katar ve Suudi Arabistan ile yakınlaşma sürecini yürütüyor. BAE-İran görüşmeleri, Türkiye'nin Körfez'deki denge siyasetini zorlayabilir; zira Ankara'nın Abu Dabi ile ilişkileri son yıllarda normalleşme eğiliminde olsa da, özellikle Doğu Akdeniz ve Libya'daki rekabet henüz tam olarak sona ermiş değil. Ayrıca İran'ın nükleer programı konusunda BAE'nin arabulucu rolü üstlenmesi, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik ağırlığını dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye'nin bu yeni dinamiği yakından takip etmesi ve kendi çıkarları doğrultusunda proaktif adımlar atması gerekiyor.