Körfez ülkeleri, on yıllardır süregelen güvenlik mimarisinin çökmekte olduğu bir dönemde, İran'la ekonomik bağlarını güçlendirmenin yollarını arıyor. Bölgedeki gözlemciler, eski güvenlik düzeninin öldüğü konusunda hemfikir; ancak yaygın olarak önerilen seçeneklerin hiçbiri—daha gelişmiş silahlar satın almak, Küresel Güney'deki yeni ortaklardan koruma aramak veya daha güçlü ulusal ordular kurmak—tek başına yeterli değil. Bu bağlamda, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Katar gibi ülkeler, İran'la ticari ve enerji işbirliğini derinleştirerek hem ekonomik çeşitlendirme hem de bölgesel istikrar arayışına yöneliyor.
Ekonomik Çeşitlendirme ve İran'la Ticaretin Yükselişi
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, petrol bağımlılığını azaltma hedefiyle ekonomik reformlar yürütüyor. Suudi Arabistan'ın Vizyon 2030'u ve BAE'nin ekonomik çeşitlendirme stratejileri, İran'la ticareti yeni bir boyuta taşıyor. İki taraf arasındaki ticaret hacmi, 2023 yılında 12 milyar dolara ulaşarak pandemi öncesi seviyeleri aştı. Özellikle BAE, İran'ın en büyük ikinci ticaret ortağı konumunda; Dubai üzerinden yapılan re-export işlemleri, gıda, makine ve elektronik ürünlerde yoğunlaşıyor. Katar ise İran'la ortak bir doğalgaz sahası olan South Pars/North Dome'u işletiyor; bu saha, dünyanın en büyük gaz rezervlerine sahip ve iki ülke arasındaki enerji işbirliğinin somut bir örneği.
Öte yandan, İran'ın uluslararası yaptırımlar nedeniyle ekonomik zorluklar yaşaması, Körfez ülkelerini daha pragmatik bir yaklaşıma itiyor. Riyad ve Abu Dabi, Tahran'la diplomatik kanalları açık tutarak ticari kazanımları güvence altına almayı hedefliyor. Bu durum, özellikle Yemen gibi bölgesel krizlerde işbirliğini de beraberinde getiriyor; Suudi Arabistan'ın Yemen'deki ateşkes çabaları, İran'la dolaylı müzakerelerle destekleniyor.
Bölgesel Güvenlik Dinamikleri ve Rekabetin Dönüşümü
Eski güvenlik düzeninin çöküşü, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri varlığını azaltması ve bölge ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini geliştirme arayışıyla hızlandı. Ancak askeri çözümlerin maliyeti ve sürdürülemezliği, Körfez ülkelerini alternatif arayışına itiyor. Çin'in arabuluculuğunda Mart 2023'te Suudi Arabistan ile İran arasında varılan uzlaşı, bu dönüşümün en çarpıcı örneği. Uzlaşı, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden başlamasını ve ekonomik işbirliğinin önünü açtı. Suudi Arabistan ile İran arasındaki ticaretin 2030 yılına kadar 20 milyar dolara ulaşması bekleniyor.
BAE ise İran'la deniz ticareti ve liman işbirliği konusunda ilerleme kaydediyor. Abu Dabi, İran'ın Bender Abbas limanıyla rekabet eden Fujairah limanını geliştirirken, aynı zamanda İran'la ortak bir deniz ticaret koridoru kurmayı tartışıyor. Bu işbirliği, bölgesel gerilimleri azaltma potansiyeli taşıyor; ancak İran'ın nükleer programı ve vekil güçler aracılığıyla bölgesel nüfuzu, Körfez ülkeleri için temel endişe kaynağı olmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Körfez ülkelerinin İran'la ekonomik bağlarını derinleştirmesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Türkiye, KİK ülkeleriyle ticari ilişkilerini geliştirirken, İran'la enerji alanında işbirliği yapıyor; örneğin, Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacının önemli bir kısmı İran'dan karşılanıyor. Körfez-İran eksenindeki bu yumuşama, Türkiye'nin Katar'la olan yakın ittifakı bağlamında daha geniş bir bölgesel işbirliği ağına entegre olma şansı sunuyor. Ayrıca, Suudi Arabistan ve BAE ile normalleşme süreci, Türkiye'nin bu ülkelerle ticaretini artırabilir. Ancak, İran'la artan Körfez ticareti, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik nüfuzunu azaltabilir; özellikle lojistik ve enerji merkezi olma hedefi açısından dikkatli bir denge politikası izlenmesi gerekiyor.