Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DKC) doğrulanmış Ebola virüsü vakalarının sayısı 10 binin üzerine çıktı. Hükümetin Salı günü açıkladığı verilere göre, ülkenin doğusundaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde yoğunlaşan salgında şimdiye kadar 10 bin 2 vaka tespit edildi. Bu rakam, salgının başladığı Ağustos 2018'den bu yana kaydedilen en yüksek seviye. Aynı dönemde 3 bin 300'den fazla kişi hayatını kaybetti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), salgının komşu ülkelere yayılma riskinin arttığını belirtiyor.
Salgının arka planı: Çatışma bölgesinde sağlık krizi
DKC'deki mevcut Ebola salgını, ülkenin tarihindeki en büyük ikinci salgın olarak kayıtlara geçti. İlk vaka 1 Ağustos 2018'de Kuzey Kivu eyaletinin Beni bölgesinde görüldü. Salgın kısa sürede Ituri ve Güney Kivu eyaletlerine yayıldı. Bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplar ve güvenlik sorunları, sağlık ekiplerinin hastalara ulaşmasını zorlaştırıyor. DSÖ'ye göre, sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar ve toplumun bazı kesimlerinin aşıya karşı direnci, mücadelenin etkinliğini düşürüyor. Ayrıca, bölgede eşzamanlı olarak kızamık ve kolera salgınları da devam ediyor.
Hükümet verilerine göre, 10 bin vakadan 9 bin 600'ü doğrulanmış, 400'ü ise şüpheli vaka olarak sınıflandırıldı. Salgında ölüm oranı yüzde 67 civarında. DSÖ, son haftalarda vaka sayısında düşüş eğilimi görüldüğünü ancak bunun kalıcı olmadığını bildirdi. Örgüt, özellikle Beni ve Katwa bölgelerinde haftalık vaka sayısının hala yüksek seyrettiğini vurguluyor.
Ebola, enfekte kişilerin vücut sıvılarıyla doğrudan temas yoluyla bulaşan ölümcül bir hastalık. Belirtiler arasında ateş, şiddetli baş ağrısı, kas ağrısı, kusma ve ishal yer alıyor. Hastalığın kuluçka süresi 2-21 gün arasında değişiyor. Şu anda onaylanmış bir tedavisi bulunmuyor ancak deneysel ilaçlar ve aşılar kullanılıyor. DSÖ, 2019'dan bu yana 200 binden fazla kişiye deneysel Ebola aşısı uygulandığını açıkladı.
Bölgesel ve küresel boyut: Yayılma riski ve uluslararası tepkiler
Ebola salgınının komşu ülkelere sıçrama riski, özellikle Uganda, Ruanda, Burundi ve Güney Sudan için endişe kaynağı. Bu ülkeler, DKC ile yoğun ticari ve insani ilişkilere sahip. DSÖ, komşu ülkelerde hazırlık çalışmalarını artırdığını duyurdu. Uganda'da şüpheli vakalar üzerine testler yapıldı ancak şu ana kadar doğrulanmış bir vaka bildirilmedi. Ruanda ve Burundi'de de benzer önlemler alınıyor.
Uluslararası toplum, salgına müdahale için fon ve personel desteği sağlıyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), bölgede uzman bulunduruyor. Avrupa Birliği, salgınla mücadele için ek kaynak aktarılacağını açıkladı. Ancak yardım kuruluşları, bölgedeki güvenlik sorunları nedeniyle operasyonların aksadığını belirtiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Ekim ayında yaptığı toplantıda salgının bölgesel istikrarı tehdit ettiğini vurguladı.
DKC hükümeti, salgınla mücadelede uluslararası desteğin yetersiz olduğunu savunuyor. Sağlık Bakanı Eteni Longondo, "Bu salgın sadece Kongo'nun değil, tüm Afrika'nın sorunu. Küresel toplum daha fazla sorumluluk almalı" dedi. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ise salgının kontrol altına alınabileceğini ancak bunun için yerel halkın güveninin kazanılması gerektiğini ifade etti.
Ebola'nın yayılmasını önlemede en etkili yöntem, erken teşhis ve izolasyon. Ancak DKC'nin doğusunda sağlık altyapısı yetersiz, ulaşım zor ve bölge silahlı çatışmalara sahne oluyor. Bu koşullar, salgının kontrolünü güçleştiriyor. Uzmanlar, salgının uzun süre devam edebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kongo'daki Ebola salgını, doğrudan Türkiye'yi tehdit etmemekle birlikte, küresel sağlık güvenliği ve Afrika'daki istikrar açısından dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, son yıllarda Afrika'da artan ekonomik ve insani varlığıyla dikkat çekiyor. Salgının komşu ülkelere yayılması, bölgedeki ticari faaliyetleri ve yatırımları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Afrika'daki sağlık yardımları ve insani diplomasisi, böyle krizlerde daha görünür hale geliyor. Türk dış politikası, salgınla mücadelede uluslararası işbirliğine katkı sağlayarak bölgesel nüfuzunu güçlendirebilir. Sağlık Bakanlığı'nın olası bir yayılma durumunda hazırlıklı olması, halk sağlığı açısından önem taşıyor.