Hindistan ile Çin arasında son yıllarda yaşanan kırılgan yakınlaşma, Asya'nın en tartışmalı sınırı olan Himalaya hattında yeniden patlak veren askeri yüzleşmelerle sınanıyor. Hindistan-Tibet Sınır Polisi (ITBP) Genel Direktörü Shatrujeet Kapur'un geçen hafta yaptığı açıklamaya göre, Çin askerleriyle "çatışmalar" yaşandı. Kapur'un sözleri, 2020'de Galwan Vadisi'nde onlarca askerin ölümüyle sonuçlanan kanlı çatışmanın ardından başlatılan ve hassas bir denge üzerinde yürüyen diplomasi sürecine gölge düşürdü.
Gerilimin arka planı: 2020'den bu yana neler yaşandı?
Hindistan ve Çin, 3 bin 488 kilometrelik fiili sınır hattı (LAC) boyunca onlarca yıldır zaman zaman karşı karşıya geliyor. Ancak Haziran 2020'de Galwan Vadisi'nde yaşanan ve en az 20 Hint askerinin hayatını kaybettiği çatışma, iki ülke ilişkilerinde bir dönüm noktası oldu. Yıllar süren askeri yığınak ve diplomatik krizin ardından Ekim 2024'te varılan mutabakatla bazı noktalardan karşılıklı geri çekilme sağlandı. Sınır ticaretinin yeniden başlaması ve üst düzey ziyaretlerin canlanması, "kırılgan yumuşama" olarak nitelendirilen sürecin göstergeleriydi. Ne var ki ITBP Genel Direktörü Kapur'un son açıklaması, bu sürecin henüz sağlam bir zemine oturmadığını gösteriyor. Kapur, "Çin birlikleriyle çatışmalar yaşanıyor" ifadesini kullanarak sahadaki durumun kontrol altında olmadığını ima etti.
Uzmanlar, sınır hattının coğrafi zorlukları ve tarafların bölgedeki askeri varlığını azaltmaması nedeniyle olayların kaçınılmaz olduğunu belirtiyor. Hindistan Savunma Bakanlığı kaynakları, son haftalarda özellikle Doğu Ladakh bölgesinde devriye sayısının arttığını ve Çin tarafının yeni mevziler kazandığını iddia ediyor. Çin Dışişleri Bakanlığı ise henüz resmi bir açıklama yapmadı; ancak Pekin yönetimi geçmişte benzer suçlamaları reddederek sınırda istikrarı korumak için diyalog kanallarının açık olduğunu savunuyordu.
Bölgesel ve küresel boyut: Asya'nın güç dengesi üzerindeki etkileri
Hindistan-Çin sınırındaki her kıpırdanma, yalnızca ikili ilişkileri değil, tüm Asya-Pasifik dengelerini etkiliyor. ABD'nin Hint-Pasifik stratejisi çerçevesinde Hindistan'la geliştirdiği savunma işbirliği, Çin'in bölgedeki yayılmacı politikalarına karşı bir denge unsuru olarak görülüyor. Öte yandan Çin, Pakistan'la olan "demir kardeşlik" ilişkisi üzerinden Hindistan'ı çevreleme politikası izlemekle eleştiriliyor. Sınır gerilimi, Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) ve BRICS gibi çok taraflı platformlarda da yansımalar yaratabilir. Hindistan Başbakanı Narendra Modi'nin son dönemde Çin ile ilişkileri normalleştirme çabaları, Batılı müttefikleri tarafından dikkatle izleniyor. Uzmanlar, sınır olaylarının sıklaşmasının, Yeni Delhi'nin Pekin'e yönelik güvenini sarsarak Asya'nın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticari ve teknolojik ayrışmayı derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
Ayrıca, Himalaya sınırındaki istikrarsızlık, bölgesel güvenlik mimarisini de etkiliyor. Nepal ve Bhutan gibi küçük Himalaya ülkeleri, iki dev arasındaki gerilimden doğrudan etkilenme riski taşıyor. Bhutan, Çin ile sınır müzakerelerini sürdürürken Hindistan'ın hassasiyetlerini gözetmek zorunda. Nepal ise ekonomik olarak Çin'e bağımlılığını artırırken Hindistan'la tarihsel bağlarını korumaya çalışıyor. Sınır hattındaki her olay, bu küçük ülkelerin manevra alanını daraltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan-Çin sınırındaki gerilim, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de küresel ticaret yolları ve enerji koridorları üzerinden dolaylı etkiler yaratabilir. Çin'in Kuşak ve Yol Girişimi'nin önemli bir ayağı olan bölge, Asya'dan Avrupa'ya uzanan tedarik zincirlerinin güvenliği açısından kritik. Türkiye, Orta Koridor girişimiyle doğu-batı ticaretinde alternatif bir güzergah sunarken Asya'daki istikrarsızlık, yatırım ve lojistik planlamalarını etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, hem Hindistan hem de Çin ile dengeli ilişkiler yürütüyor; savunma sanayii işbirlikleri ve ticaret hacmi göz önüne alındığında, iki ülke arasındaki tansiyonun artması Ankara'nın diplomatik manevra alanını sınırlayabilir. Bölgesel bir çatışma riski, küresel enerji fiyatları üzerinden Türkiye'nin enflasyon ve dış ticaret dengesini de dolaylı olarak baskılayabilir.