Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nin (DRC) doğusunda devam eden ve tarihin en hızlı yayılan Ebola salgını olarak kayıtlara geçen salgında, hamile kadın ölümlerinin iki katına çıktığı bildirildi. Save the Children'ın özel olarak elde ettiği verilere göre, salgının merkezi konumundaki Ituri bölgesinde, virüsün yıkıcı etkisi hamile kadınları orantısız şekilde vuruyor. Örgüt, 60 binden fazla hamile kadının hâlâ yüksek risk altında olduğunu ve bu durumun bölgedeki sağlık sistemini felç ettiğini açıkladı. Ebola virüsü, hamile kadınlarda düşük, erken doğum ve ağır kanama gibi ciddi komplikasyonlara yol açarken, sağlık merkezlerinin büyük bölümü ya kapalı ya da yetersiz durumda.
Gelişmenin arka planı: Salgının seyri ve hamile kadınların kırılganlığı
Ebola salgını ilk olarak Ağustos 2018'de Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde tespit edilmişti. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre, salgın bugüne kadar 3 binden fazla kişiyi enfekte etti ve 2 binden fazla kişinin ölümüne neden oldu. Bu, Ebola'nın bilinen en ölümcül ve en uzun süren salgını olarak nitelendiriliyor. Salgının hızla yayılmasında, bölgedeki çatışmaların yol açtığı güvenlik sorunları, sağlık ekiplerinin erişim zorluğu ve yerel halkın aşı kampanyalarına güvensizliği etkili oluyor.
Hamile kadınlar, Ebola virüsüne karşı biyolojik olarak daha savunmasız. Virüs, plasenta aracılığıyla fetüse ulaşarak düşük veya erken doğuma yol açabiliyor; ayrıca doğum sonrası kanama riskini artırıyor. Save the Children'ın raporuna göre, salgının başlangıcından bu yana Ituri bölgesinde gebe kadın ölümlerinin sayısı iki katına çıktı. Örgütün verilerine göre, bin canlı doğumda 2.2 olan anne ölüm oranı, salgın öncesine göre belirgin şekilde arttı.
Bölgedeki sağlık tesisleri, Ebola vakalarına odaklandığı için rutin doğum öncesi bakım hizmetleri aksıyor. Birçok hamile kadın, enfekte olma korkusuyla hastanelere başvurmuyor ya da sağlık personeli eksikliği nedeniyle yeterli hizmet alamıyor. Doğumların büyük kısmı evde, eğitimsiz ebe ve akrabaların yardımıyla gerçekleştiriliyor. Bu durum, hem anne hem de bebek için ciddi riskler oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Salgının yayılma tehdidi ve uluslararası müdahale
Ebola salgını yalnızca DRC'yi değil, komşu Uganda, Ruanda ve Güney Sudan'ı da tehdit ediyor. Sınır ötesi nüfus hareketleri, hastalığın yayılma riskini artırıyor. Dünya Sağlık Örgütü, salgını 'uluslararası öneme sahip halk sağlığı acil durumu' olarak sınıflandırmış durumda. Ancak uluslararası toplumun müdahalesi, bölgedeki siyasi istikrarsızlık ve güvenlik sorunları nedeniyle sınırlı kalıyor. Salgının kontrol altına alınamaması, küresel bir Ebola krizine dönüşme potansiyeli taşıyor.
Hamile kadınların artan ölüm oranı, salgının yalnızca bir biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal bir kriz olduğunu gösteriyor. Kadınların sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesi, toplumun geleceğini tehdit ediyor. Uzmanlar, salgınla mücadelenin yalnızca aşı ve tedaviyle sınırlı kalmaması, aynı zamanda anne sağlığı hizmetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
DR Kongo'daki Ebola salgınının Türkiye'ye doğrudan bir etkisi bulunmamakla birlikte, küresel sağlık güvenliği açısından önemli bir sınamadır. Türkiye, Afrika'da sağlık altyapısının güçlendirilmesi ve salgın hastalıklarla mücadele konusunda çeşitli iş birlikleri yürütmektedir. Bu salgın, Türkiye'nin bölgedeki insani yardım ve kalkınma yardımı politikaları çerçevesinde değerlendirilebilir; ayrıca ülkeler arası dayanışmanın önemini bir kez daha ortaya koymaktadır. Türkiye'nin, Afrika'daki sağlık krizlerine yönelik duyarlılığı ve uluslararası platformlarda yapıcı rolü, bu tür küresel tehditlerin bertarafında kritik bir öneme sahiptir.