Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde (DKC) beş ay önce başlayan ve nadir görülen Bundibugyo türü Ebola virüsünün yol açtığı salgında hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 300'ü aştı. Henüz onaylanmış bir aşı bulunmazken, Gavi (Küresel Aşı ve Bağışıklama İttifakı) yetkilisi Emanuele Capobianco, denemeleri süren aşı adaylarının umut verdiğini belirtti. Salgın, ülkenin doğusundaki Kuzey Kivu ve Ituri eyaletlerinde yoğunlaşıyor; sağlık ekipleri zorlu koşullarda mücadele ediyor.
Salgının arka planı ve aşı çalışmaları
DKC'de ilk olarak Ağustos 2024'te tespit edilen Bundibugyo türü Ebola virüsü, ülkenin doğusundaki geniş bir bölgede etkili oldu. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 11 Ocak 2025 itibarıyla toplam 4 bin 312 ölüm ve 6 bin 800'ün üzerinde vaka kaydedildi. Salgın, 2018-2020 yılları arasında yaşanan ve 2 bin 200'den fazla kişinin ölümüne neden olan Zaire türü Ebola salgınından daha ölümcül seyrediyor. Ancak bu kez virüsün farklı bir türü olan Bundibugyo ile karşı karşıya olunması, mevcut aşı ve tedavi yöntemlerinin etkinliğini azaltıyor.
Şu anda DKC'de üç aşı adayı klinik denemelerde. Bunlardan biri olan rVSV-ZEBOV-GP (Ervebo), Zaire türüne karşı onaylı olsa da Bundibugyo'ya karşı etkisi henüz kanıtlanmadı. Diğer iki aday ise mRNA tabanlı aşılar. Gavi yetkilisi Capobianco, "Denemeler umut verici sonuçlar veriyor, ancak kesin veriler için birkaç ay daha beklememiz gerekiyor" dedi. Aşı çalışmaları, DSÖ ve çeşitli uluslararası kuruluşların işbirliğiyle yürütülüyor. Ancak lojistik zorluklar, bölgedeki çatışmalar ve halkın aşılara yönelik tereddütleri, denemelerin önündeki en büyük engeller arasında.
Salgınla mücadelede bir diğer önemli sorun da sağlık altyapısının yetersizliği. DKC'deki sağlık ocaklarının çoğu temel malzemeden yoksun; hastaların izolasyonu ve temaslı takibi gibi kritik adımlar aksıyor. Ayrıca bölgede faaliyet gösteren silahlı gruplar, sağlık ekiplerinin güvenliğini tehdit ediyor. Son aylarda sağlık çalışanlarına yönelik saldırılar artmış durumda.
Küresel ve bölgesel boyut
Ebola salgını, yalnızca DKC'yi değil, komşu ülkeleri ve küresel sağlık güvenliğini de yakından ilgilendiriyor. Ruanda, Uganda ve Burundi gibi sınır komşuları, salgının yayılma riskine karşı önlemlerini artırmış durumda. DSÖ, salgını "uluslararası endişe verici halk sağlığı acil durumu" ilan etmese de, bölgesel yayılma riskinin yüksek olduğunu vurguluyor. Dünya Bankası, salgınla mücadele için 50 milyon dolarlık acil fon ayırdığını açıkladı. Ancak uluslararası toplumun tepkisi, 2014-2016 Batı Afrika salgınındaki kadar hızlı değil. Uzmanlar, erken müdahalenin hayati önem taşıdığına dikkat çekiyor.
Öte yandan, aşı denemelerinin başarısı, yalnızca bu salgın için değil, gelecekteki Ebola ve diğer zoonotik hastalık salgınları için de kritik. mRNA teknolojisinin hızlı aşı geliştirmedeki rolü, bilim dünyasında heyecanla karşılanıyor. Ancak aşıların onaylanması ve geniş çapta dağıtımı için önümüzdeki aylarda daha fazla veriye ihtiyaç var. Gavi, 2025 yılı sonuna kadar 2 milyon doz aşı tedarik etmeyi hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika'daki sağlık krizlerine yönelik insani yardım ve teknik destek konusunda son yıllarda aktif bir politika izliyor. DKC'deki Ebola salgını, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve küresel sağlık güvenliği açısından duyarlı olduğu bir konu. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) aracılığıyla bölgeye sağlık malzemesi yardımı yapılabilir. Ayrıca, salgının komşu ülkelere yayılması, Afrika Boynuzu ve Orta Afrika'daki Türk yatırımlarını ve ticari faaliyetleri olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin Afrika'daki artan ekonomik ve diplomatik varlığı göz önüne alındığında, salgınla mücadeleye katkı sağlaması, hem insani hem de stratejik bir hamle olacaktır. Öte yandan, küresel aşı üretiminde dışa bağımlılık, Türkiye için uzun vadeli bir sağlık güvenliği meselesi olarak önemini koruyor.