Pakistan yönetimindeki Keşmir’de (Azad Keşmir) yaklaşık iki haftadır devam eden kitlesel protestolar, bölge genelinde tam bir kapanmaya yol açtı. Yetkililerden gelen son bilgilere göre, gösterilerde en az 24 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı. Ölü sayısının artmasından endişe ediliyor. Protestoların fitilini ateşleyen olay, bölgenin önemli bir sembolik figürü olan Seyyid Muhammed Sıddık’ın 20 Mayıs’ta polis tarafından gözaltına alınması oldu. Sıddık’ın serbest bırakılması talebiyle başlayan gösteriler, kısa sürede Hindistan-arası Keşmir sorununun çözümüne ve Pakistan hükümetine yönelik daha geniş talepleri kapsayan bir halk hareketine dönüştü.
Protestoların Arka Planı ve Tırmanış
Pakistan’ın kontrolündeki Keşmir’de son yıllarda artan ekonomik sıkıntılar, işsizlik ve siyasi temsil eksikliği, halk arasında biriken öfkenin temel kaynaklarıydı. Ancak bu protestoları farklı kılan, kendisini ‘Keşmir’in sesi’ olarak tanımlayan Seyyid Muhammed Sıddık’ın gözaltına alınması oldu. Sıddık, Keşmir davasının uluslararası alanda tanınması için kampanya yürüten bir aktivistti. Gözaltı, Keşmir’in dört bir yanında öfke patlamasına neden oldu. Göstericiler yollara barikatlar kurdu, kamu binalarını taşladı ve polis müdahalesine direndi. Pakistan hükümeti, Muzafferabad başta olmak üzere büyük şehirlerde sokağa çıkma yasağı ilan ederken, internet ve mobil hizmetleri de kesti. Polis ve askeri birlikler protestoculara müdahale ederken zaman zaman gerçek mermi kullandı. Hayatını kaybedenlerin çoğunun ateşli silah yaralanması sonucu öldüğü belirtiliyor. Sivil toplum kuruluşları, güvenlik güçlerinin aşırı güç kullandığını savunuyor. Pakistan Dışişleri Bakanlığı ise polisin meşru müdafaa ve kamu düzenini sağlama kapsamında hareket ettiğini açıkladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Keşmir sorunu, 1947’deki bağımsızlık ve bölünmeden bu yana Hindistan ve Pakistan arasındaki en sıcak çatışma konularından biri olmaya devam ediyor. İki ülke de Keşmir’in tamamı üzerinde hak iddia ediyor, ancak her biri bölgenin farklı kısımlarını kontrol ediyor. Pakistan yönetimindeki Keşmir’deki bu çalkantı, Hindistan tarafından da dikkatle izleniyor. Yeni Delhi, protestoları Pakistan yönetimindeki krizi istikrarsızlaştırmak için bir fırsat olarak görebilir, ancak aynı zamanda kendi kontrolü altındaki Cemmu ve Keşmir’de benzer bir ayaklanma endişesini de taşıyor. Küresel düzeyde, Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Keşmir’deki insan hakları ihlallerini uzun süredir gündeme getiriyor. Pakistan hükümeti, uluslararası toplumu protestolarda öldürülen siviller konusunda daha fazla ses çıkarmaya davet ederken, Hindistan ise olayları iç işlerine müdahale olarak nitelendiriyor. Protestolar, aynı zamanda Pakistan’ın iç siyasetinde de yankı buluyor. Başbakan Şahbaz Şerif hükümeti, ekonomik krizle boğuşurken bir yandan da Keşmir’deki huzursuzluğu bastırmak zorunda kalıyor. Muhalefet partileri, hükümeti olaya sert tepki vermekle suçluyor. Protestoların İslamabad’a sıçraması durumunda, Pakistan’da geniş çaplı bir siyasi krize yol açabileceği belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Keşmir meselesinde Pakistan’a yakın bir duruş sergilemiş, Birleşmiş Milletler ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda Keşmir halkının kendi kaderini tayin hakkını desteklemiştir. Bu nedenle, Pakistan yönetimindeki Keşmir’de yaşanan can kayıpları ve insan hakları ihlalleri, Türk kamuoyunda ve hükümet nezdinde hassasiyetle karşılanacaktır. Türkiye’nin, olayların tırmanmasını engellemek ve tarafları diyaloğa teşvik etmek için arabuluculuk rolü üstlenmesi olasıdır. Ancak Ankara’nın, Pakistan hükümetinin meşruiyetini sorgulamadan, sivil kayıpların soruşturulması çağrısı yapması beklenebilir. Bölgesel düzeyde, Keşmir’deki istikrarsızlık, Güney Asya’da Hindistan-Pakistan gerginliğini artırarak küresel güvenliği etkileyebilir. Türkiye, bu gelişmeyi kendi dış politika öncelikleri açısından değerlendirirken, hem Pakistan ile stratejik ortaklığını korumaya hem de insani duyarlılığı vurgulamaya çalışacaktır.