Kenya'da 25 Haziran 2024 tarihinde, ekonomik zorluklar ve yaygın yolsuzluk nedeniyle gençlerin öncülük ettiği kitlesel protestolar sırasında göstericilerin parlamento binasını basmasıyla sonuçlanan olayların ikinci yılı geride kaldı. O günden bu yana her yıl düzenlenen anma yürüyüşleri, hayatını kaybedenleri anarken, Devlet Başkanı William Ruto'nun politikalarına duyulan öfke giderek büyüyor.
Protestoların Arka Planı ve Gelişimi
2024 yılının Haziran ayında başlayan gösteriler, hükümetin vergi artışları ve kemer sıkma politikalarına karşı gençlerin öfkesiyle alevlendi. Özellikle sosyal medya üzerinden örgütlenen gençler, #OccupyParlament etiketiyle binlerce kişiyi sokaklara döktü. 25 Haziran'da protestocuların parlamento binasına girmesiyle olaylar şiddetlendi ve güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu en az 50 kişi hayatını kaybetti, yüzlerce kişi yaralandı.
İki yıl sonra, ülkedeki ekonomik kriz derinleşirken işsizlik oranı yüzde 40'ı aştı. Temel gıda maddelerine erişim zorlaşırken, uluslararası kredi kuruluşlarının dayattığı reformlar halkın alım gücünü daha da düşürdü. Ruto yönetimi, protestocuları 'ülkeyi istikrarsızlaştırmakla' suçlasa da, muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri, hükümetin diyalog çağrılarını samimi bulmuyor.
Anma yürüyüşlerine katılanlar, ölenlerin adaletinin sağlanmadığını ve sorumluların yargılanmadığını belirtiyor. İnsan hakları örgütleri, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullandığını ve gözaltındaki protestoculara işkence yapıldığını rapor ediyor. Hükümet ise bu iddiaları reddederek olaylara ilişkin bağımsız bir soruşturma başlatıldığını açıkladı, ancak bugüne kadar somut bir ilerleme kaydedilmedi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kenya'daki bu gelişmeler, Doğu Afrika bölgesinde yankı buluyor. Uganda, Tanzanya ve Etiyopya gibi komşu ülkelerde de benzer ekonomik sıkıntılar ve yönetim sorunları mevcut. Afrika Birliği (AfB), Kenya'daki durumu endişeyle izlerken, bir yandan da Ruto hükümetine reform çağrısında bulunuyor. ABD ve Avrupa Birliği, Kenya'ya sağlanan yardımların şeffaflık ve insan hakları koşullarına bağlanması gerektiğini vurguluyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Kenya'nın borç yükünü hafifletmek için yapısal reformlar talep etmişti, ancak bu reformlar halk üzerinde ağır bir yük oluşturuyor. Çin ile olan ekonomik ilişkiler de sorgulanıyor; Çin'in Kenya'ya verdiği kredilerin artması, ülkenin borç tuzağına düştüğü eleştirilerini beraberinde getiriyor. Ruto yönetimi, uluslararası toplumun desteğini kaybetmemek için reform sözü verse de, içerideki baskılar giderek artıyor.
Öte yandan, Kenya'nın Somali'deki El Şebab militanlarına karşı yürüttüğü askeri operasyonlar ve bölgesel barış girişimlerindeki rolü, ülkeyi stratejik bir ortak haline getiriyor. Ancak iç istikrarsızlık, Kenya'nın bu rollerini zayıflatabilir ve terörle mücadelede boşluk oluşmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kenya'daki istikrarsızlık, Türkiye'nin Doğu Afrika'daki ekonomik ve diplomatik çıkarlarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye, son yıllarda Kenya ile ticari ilişkilerini geliştirmiş, savunma sanayiinde iş birliği yapmış ve Türk Hava Yolları'nın Nairobi seferleriyle bağlantıyı güçlendirmiştir. Ruto yönetiminin zayıflaması, bu alanlardaki iş birliğini sekteye uğratabilir. Ayrıca, Kenya'daki siyasi kriz, bölgede terör örgütü El Şebab'ın yeniden güç kazanmasına zemin hazırlayabilir. Türkiye'nin Somali'deki askeri varlığı ve bölgesel barış girişimleri düşünüldüğünde, Kenya'nın istikrarı hayati önem taşımaktadır. Ankara'nın bu süreçte hem Ruto yönetimiyle hem de muhalefetle dengeli ilişkiler kurması, bölgedeki nüfuzunu koruması açısından kritiktir.