Britanya siyaseti, Brexit referandumunun ardından geçen sekiz yılda altı farklı başbakan görerek adeta bir zehir kadehine dönüştü. İşçi Partisi lideri Keir Starmer'ın, göreve geldiğinde 'sağlıklı bir vatanseverlik' anlayışıyla ülkeyi yeniden birleştirme çabası, milliyetçiliğin zehirli etkisi karşısında başarısız oldu. Guardian yazarı Rafael Behr'ın analizine göre, Britanya 'yönetilemez' bir ülke haline gelmiş değil; ancak yüksek makam kadehi, alışılmadık derecede hızlı etki eden bir zehirle doldurulmuş durumda. Bu zehrin adı ise Brexit'in körüklediği milliyetçilik.
Brexit Zehri ve Başbakanlık Kadehi
Behr, makalesinde Brexit sonrası Britanya siyasetinin, sağlıklı bir vatanseverlik anlayışını zehirleyen bir milliyetçilik dalgasıyla karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Starmer, seçim kampanyasında 'Britanya'yı yeniden inşa etme' vaadiyle ortaya çıktı ancak bu vaat, ülkenin bölünmüş yapısını onarmaya yetmedi. Özellikle Muhafazakar Parti'nin Brexit sonrası dönemde izlediği sert milliyetçi söylem, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdi. Behr'a göre, Starmer'in 'daha sağlıklı bir vatanseverlik' çağrısı, ülkenin bir kesimi tarafından 'küreselci elit' olarak görüldüğü için tepki çekti ve bu girişim havada kaldı. Bu durum, Britanya'nın Avrupa Birliği ile ilişkilerini yeniden düzenleme çabalarını da olumsuz etkiliyor.
Manchester Belediye Başkanı Andy Burnham ise farklı bir yaklaşım sergiliyor. Burnham, yerel yönetimlerde uygulamaya koyduğu politikalar ve 'Kuzey'in sesi' olarak yükselen profiliyle, merkezi hükümetten bağımsız bir siyasi figür haline geldi. Behr, Burnham'ın 'vatanseverlik' kavramını daha kapsayıcı ve yerel düzeyde yeniden tanımlama potansiyeline sahip olduğunu vurguluyor. Ancak bu, Britanya genelinde bir iyileşme için yeterli olmayabilir.
Küresel Boyut: Milliyetçilik Dalgası ve Demokrasi Krizi
Britanya'daki bu siyasi zehirlenme, yalnızca yerel bir sorun değil, aynı zamanda küresel bir demokrasi krizinin de yansıması. Brexit sürecinde yaşananlar, popülist milliyetçiliğin Batı demokrasilerinde nasıl bir 'yönetim krizi' yarattığının en somut örneklerinden biri. Behr'ın analizi, milliyetçiliğin sağlıklı bir vatanseverlikten farkını ortaya koyarken, bu ayrımın Britanya özelinde nasıl siyasi bir istikrarsızlığa yol açtığını gösteriyor. Özellikle AB ile ticaret anlaşmaları ve Kuzey İrlanda protokolü gibi konularda yaşanan çıkmazlar, milliyetçi söylemlerin pratik yönetimde yarattığı engelleri gözler önüne seriyor. Bu durum, diğer Avrupa ülkeleri için de bir uyarı niteliği taşıyor: Popülist milliyetçilik, kısa vadeli siyasi kazançlar sağlasa da uzun vadede yönetilebilirliği zorlaştırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Britanya'da yaşanan bu siyasi kriz, Türkiye için önemli dersler içeriyor. Türkiye de son yıllarda benzer şekilde milliyetçi söylemlerin yükselişine tanık olurken, bu söylemlerin yönetilebilirlik üzerindeki etkileri Britanya örneğinde net bir şekilde görülüyor. Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve iç siyasi dinamikleri göz önüne alındığında, popülist milliyetçiliğin kısa vadeli kazanımlar yerine uzun vadeli istikrarı hedefleyen bir anlayışla ele alınması gerekiyor. Ayrıca, Britanya'daki gibi bir 'zehirli kadeh' sendromuna düşmemek için, siyasi söylemlerin kapsayıcı ve yapıcı olması, toplumsal kutuplaşmayı artırmaması elzem. Türkiye, bu anlamda Britanya deneyiminden çıkarılacak derslerle, daha sağlıklı bir siyasi atmosfer inşa edebilir.