Avrupa Parlamentosu (AP) Başkanı Roberta Metsola, çocuk istismarıyla mücadele yasasını hızlandırmak için milletvekillerinin yetkilerini 'emsalsiz' bir şekilde aştı. POLITICO’nun gördüğü diplomatik bir notta, bu hamle 'benzeri görülmemiş' olarak tanımlandı. Metsola, yasa teklifini doğrudan genel kurula taşıyarak, komite aşamasını atlattı ve bu durum AP içinde tartışmalara yol açtı. Karar, özellikle çevrimiçi çocuk istismarına karşı daha sıkı düzenlemeler getirilmesini savunanlar ile veri gizliliği endişelerini dile getirenler arasında bir denge arayışı sırasında geldi.
Metsola'nın hamlesi: Neden 'emsalsiz'?
Metsola, 11 Kasım 2024 tarihinde, Avrupa Parlamentosu’nun çocuk istismarıyla mücadele yasasını (CSAM – Child Sexual Abuse Material) görüşmek üzere olağanüstü bir genel kurul oturumu çağrısı yaptı. Normalde, bu tür yasalar önce ilgili komitelerde (Adalet ve İçişleri Komitesi, Sivil Özgürlükler Komitesi gibi) detaylı olarak incelenir, değişiklik önergeleri tartışılır ve ardından genel kurula sunulur. Ancak Metsola, komite sürecini atlayarak doğrudan genel kurulda oylama yapılmasını sağladı.
Diplomatik notta, 'Parlamento Başkanı’nın böyle bir yetki kullanımı daha önce hiç yaşanmamıştır' ifadesi yer aldı. Metsola’nın bu adımı, yasanın uzun süredir komite aşamasında takılı kalmasından duyduğu rahatsızlığa bağlanıyor. Özellikle, çevrimiçi platformlarda çocuk istismarı materyallerinin tespiti ve bildirimi konusunda Whatsapp ve Signal gibi uçtan uca şifreli mesajlaşma uygulamalarına yönelik tarama zorunluluğu getiren hükümler, büyük tartışma yaratmıştı. Veri gizliliği savunucuları bu düzenlemeyi 'kitle gözetimi' olarak nitelendirirken, çocuk hakları örgütleri ise daha sıkı önlemler talep ediyordu.
Metsola, yaptığı açıklamada, 'Avrupa’da her yıl binlerce çocuk çevrimiçi istismara maruz kalıyor. Bu yasanın bir an önce çıkması gerekiyor. Komite tartışmaları aylardır sürüyor ve bir sonuç alınamıyor. Parlamento olarak sorumluluğumuzu yerine getirmeliyiz' dedi. Ancak muhalif milletvekilleri, bu hamlenin demokratik süreçleri ihlal ettiğini ve AP’nin içtüzüğüne aykırı olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: AB’nin dijital düzenleme çıkmazı
Bu olay, sadece bir iç prosedür tartışması değil, aynı zamanda AB’nin dijital düzenlemeler konusunda yaşadığı derin ayrışmayı da gözler önüne seriyor. Çocuk istismarıyla mücadele yasası, AB’nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA) gibi büyük düzenlemelerinin ardından gelen en tartışmalı yasalardan biri. Bir yanda çocuk koruma örgütleri ve kolluk kuvvetleri, çevrimiçi platformların çocuk istismarı materyallerini tespit etmek için şifreli mesajları taramasını talep ediyor. Diğer yanda ise dijital haklar aktivistleri ve teknoloji şirketleri, bu tür taramaların ifade özgürlüğünü ve özel hayatın gizliliğini ihlal edeceğini savunuyor.
AB üyesi ülkeler arasında da görüş ayrılığı var. Almanya ve Fransa gibi ülkeler daha sıkı önlemlerden yana iken, Hollanda ve Belçika gibi ülkeler veri gizliliği endişelerini dile getiriyor. Metsola’nın hamlesi, bu ayrışmayı daha da derinleştirebilir. Uzmanlar, eğer yasa geçerse, bunun küresel çapta bir emsal teşkil edebileceğini ve diğer ülkelerin de benzer düzenlemeler yapmasına yol açabileceğini belirtiyor.
Öte yandan, AP içindeki bu yetki krizi, kurumsal dengeleri de sorgulatıyor. Başkan Metsola’nın bu adımı, parlamento içinde gruplar arasındaki güç mücadelesinin bir yansıması olarak yorumlanıyor. Özellikle aşırı sağ partiler, Metsola’nın hamlesini 'demokratik olmayan' bir müdahale olarak nitelendirirken, liberal ve sosyalist gruplar ise yasanın aciliyetine vurgu yaparak Başkanı destekliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, AB ile aday ülke statüsünde olmasa da, AB’nin dijital düzenlemeleri yakından takip etmektedir. Çocuk istismarıyla mücadele yasası, küresel bir trend haline gelmiştir ve Türkiye de benzer yasal düzenlemeler yapma eğilimindedir. Ancak bu yasanın şifreli mesajlaşma uygulamalarına tarama zorunluluğu getiren hükümleri, Türkiye’deki kişisel verilerin korunması ve ifade özgürlüğü tartışmalarını da etkileyebilir. Ayrıca, AB içindeki bu tür kurumsal krizler, AB’nin karar alma mekanizmalarının ne kadar kırılgan olduğunu göstermekte ve Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yeni bir perspektif sunmaktadır.