Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Körfez ülkelerinin güvenliğini sağlamak için artık münhasıran ABD'ye güvenemeyeceğini, bölgesel ve çok taraflı savunma işbirliğinin şart olduğunu söyledi. Açıklama, ABD'nin bölgeden asker çekme tartışmalarının gölgesinde geldi.
Güvenlik Mimarisinde Değişim Sinyali
Katar'ın üst düzey diplomatının sözleri, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin on yıllardır dayandığı ABD güvenlik şemsiyesine yönelik ilk açık meydan okuma değil; ancak son dönemdeki en net ifadelerden biri. ABD'nin Afganistan'dan çekilmesi, Irak'taki asker sayısını azaltması ve özellikle Suudi Arabistan'a yönelik silah satışlarını gözden geçirmesi, Körfez başkentlerinde tedirginlik yaratmıştı. Katar, ABD'nin bölgedeki en büyük askeri üslerinden biri olan Al Udeid Hava Üssü'ne ev sahipliği yapıyor. Bu üs, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) ileri karakolu olarak işlev görüyor ve binlerce Amerikan askerine ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla Katar'ın açıklaması, ABD ile askeri bağları koparma değil, bu bağımlılığı çeşitlendirme ve bölgesel ortaklıkları güçlendirme arayışı olarak okunmalı.
Şeyh Muhammed, bu sözleri Katar'ın ev sahipliğinde düzenlenen bir güvenlik konferansında dile getirdi. Konuşmasında, "Körfez'in güvenliği artık tek bir aktörün garantörlüğüne indirgenemeyecek kadar karmaşık bir hal aldı" mesajını verdi. İran'ın nükleer programı, Husilerin Suudi Arabistan ve BAE'ye yönelik füze ve İHA saldırıları, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık ve Kızıldeniz'deki Husi saldırıları, bölgesel tehdit algısını derinleştirmiş durumda. Katar, bu tehditlere karşı kolektif bir Körfez savunma mekanizmasının kurulması gerektiğini savunuyor. Ancak KİK içindeki anlaşmazlıklar, özellikle 2017-2021 arasındaki abluka döneminde Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır'ın Katar'a uyguladığı yaptırımlar, böyle bir mekanizmanın önündeki en büyük engel olarak duruyor. Abluka, Katar'ın İran ve Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmesine yol açmıştı; bugün bile KİK içi güven tam olarak tesis edilebilmiş değil.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Katar'ın açıklaması, sadece Körfez'le sınırlı değil. Çin'in bölgede artan ekonomik ve askeri varlığı, Rusya'nın Suriye'deki üsleri ve enerji piyasalarındaki etkisi, Orta Doğu'da çok kutupluluğun habercisi. 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan normalleşme anlaşması, ABD'nin bölgedeki aracılık tekelini kırmıştı. Katar, bu çok kutuplu ortamda hem Batı hem de Doğu ile dengeli ilişkiler yürütüyor; Hamas ve Taliban gibi aktörlerle diyalog kanallarını açık tutması, arabuluculuk kapasitesini artırıyor. Aynı zamanda dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçılarından biri olarak enerji güvenliğinde kilit rol oynuyor. Avrupa'nın Rus gazına alternatif arayışı, Katar'ın jeopolitik ağırlığını daha da artırmış durumda. Bu arka planda Katar, güvenlik mimarisini çeşitlendirerek hem ABD ile ilişkilerini korumak hem de bölgesel aktörlerle yeni ittifaklar kurmak istiyor. Son dönemde Türkiye ile savunma sanayii işbirliğini derinleştirmesi, Katar'ın çok yönlü stratejisinin bir parçası.
ABD yönetimi ise Körfez'den tamamen çekilmeyi değil, maliyetleri paylaşmayı ve bölgesel ortakların kapasitesini artırmayı hedefliyor. Ancak Katar'ın açıklaması, ABD'nin garantörlük rolünün sorgulandığını gösteriyor. Körfez ülkeleri, olası bir İran-İsrail çatışmasında ABD'nin kendilerini ne ölçüde koruyacağını sorguluyor. 2019'da Suudi Aramco tesislerine yapılan ve İran'ı işaret eden saldırıda ABD'nin yetersiz yanıtı, bu güvensizliğin somut örneği olarak hafızalarda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Katar'ın ABD'ye olan güvenlik bağımlılığını sorgulaması ve çok taraflı arayışlara yönelmesi, Türkiye için önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye, Katar ile 2015'te imzaladığı askeri işbirliği anlaşması çerçevesinde Doha'da asker bulunduruyor ve 2017 ablukasında Katar'a destek vererek stratejik ortaklığını kanıtladı. Körfez'de çok kutuplu bir güvenlik mimarisinin oluşması, Türkiye'nin bölgede savunma sanayii ihracatını artırmasına, ortak tatbikatlar düzenlemesine ve diplomatik ağırlığını güçlendirmesine imkân tanıyabilir. Ayrıca enerji koridorları ve Katar-Türkiye arası LNG işbirliği, Avrupa'nın enerji güvenliğinde Türkiye'nin merkez konumunu pekiştirebilir. Ancak Suudi Arabistan ve BAE ile yaşanan rekabet, bu fırsatın önündeki en büyük engel olarak duruyor.