İsrail güçlerinin işgal altındaki Batı Şeria'da öldürdüğü Aysenur Ezgi Eygi'nin ailesi, olayın üzerinden iki yıl geçmesine rağmen adalet arayışında somut bir ilerleme sağlanamadığını belirtiyor. Anadolu Ajansı'na konuşan Eygi'nin eşi Hamid Ali, "Her şey ilk günkü gibi" diyerek sorumluların hesap vermediğini vurguladı. 26 yaşındaki Eygi, 6 Eylül 2024'te Nablus yakınlarındaki Beyta köyünde düzenlenen bir protesto sırasında İsrail askerlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybetmişti.
Olayın arka planı ve hukuki süreç
Aysenur Ezgi Eygi, hem Türkiye hem de ABD vatandaşıydı. İnsan hakları gözlemcisi olarak Batı Şeria'daki Filistin köylerine yönelik İsrail saldırılarını belgelemek üzere bölgede bulunuyordu. Olay günü, Beyta köyünde Filistinlilerin zeytin hasadına izin verilmesi için düzenlenen gösteriye katılmıştı. İsrail ordusu, göstericilere karşı gerçek mühimmat kullandığını kabul etmiş, ancak Eygi'nin ölümünden sorumlu tutulan asker hakkında herhangi bir yargı süreci başlatılmamıştı.
Olayın ardından hem Türkiye hem de ABD hükümetleri İsrail'den bağımsız bir soruşturma talep etti. ABD Dışişleri Bakanlığı, yaptığı açıklamada "derin üzüntü" duyduğunu belirtmiş, ancak İsrail yönetimi soruşturmanın kendi iç mekanizmaları tarafından yürütüleceğini duyurmuştu. Bugüne kadar İsrail makamlarından kamuoyuna yansıyan resmi bir soruşturma raporu veya hesap verebilirlik adımı gelmedi.
Aile ve insan hakları örgütleri, İsrail'in işgal altındaki topraklarda Filistinlilere ve uluslararası gözlemcilere yönelik şiddet eylemlerinde askerlerine yönelik neredeyse hiçbir zaman cezai işlem yapmadığını belirtiyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, Eygi'nin ölümünün "kasıtlı veya orantısız güç kullanımı" sonucu olduğunu ve bunun bir savaş suçu teşkil edebileceğini savunuyor. Ancak uluslararası alanda etkili bir yargı mekanizması devreye girmiş değil.
Bölgesel ve küresel boyut
Aysenur Ezgi Eygi'nin ölümü, İsrail-Filistin çatışmasında sivillerin ve üçüncü ülke vatandaşlarının korunması konusundaki uluslararası hukuk boşluğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. İsrail, 1967'den bu yana işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da askeri mahkemelerle Filistinlileri yargılarken, kendi askerlerinin işlediği iddia edilen suçlarda soruşturma açma konusunda isteksiz davranmakla eleştiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) İsrail yetkilileri hakkında yürüttüğü soruşturmalar kapsamında Eygi dosyası da gündeme gelmiş olsa da somut bir iddianame hazırlanmadı.
ABD'nin tutumu ise aileyi hayal kırıklığına uğratmış durumda. Eygi'nin ABD vatandaşı olmasına rağmen Washington yönetimi, İsrail'e yönelik yaptırım veya askeri yardımın kısıtlanması gibi caydırıcı adımlar atmaktan kaçındı. Bu durum, ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz desteğin, kendi vatandaşlarının yaşam hakkını koruma konusunda dahi sorgulanmasına yol açtı. İnsan hakları savunucuları, Eygi davasının uluslararası toplumun Filistin'deki adalet mekanizmalarına ne kadar bağlı olduğunu gösteren bir test olduğunu söylüyor.
Türkiye ise olayın ilk gününden itibaren konuyu yakından takip etti. Dışişleri Bakanlığı, İsrail'in saldırısını kınayarak bağımsız soruşturma çağrısı yaptı. Ancak İsrail ile diplomatik ilişkilerin gergin seyri ve bölgedeki güç dengeleri, Ankara'nın baskı araçlarını sınırlıyor. Yine de Eygi'nin Türk vatandaşı olması, davanın uluslararası platformlarda canlı tutulmasını sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Aysenur Ezgi Eygi'nin ölümü, Türkiye'nin Filistin meselesindeki hassasiyetini ve İsrail ile yaşadığı diplomatik açmazı yansıtıyor. Türk vatandaşının işgal altındaki topraklarda İsrail askerleri tarafından öldürülmesi, Ankara'nın uluslararası hukuk zemininde adalet arayışını sürdürmesini zorunlu kılıyor. Ancak İsrail'in hesap verebilirlikten kaçınması ve ABD'nin sessizliği, Türkiye'nin tek başına etkili bir yaptırım uygulama kapasitesini sınırlıyor. Bu dava, Türkiye'nin bölgesel güvenlik ve insan hakları politikalarında çok taraflı baskı mekanizmalarına ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Ayrıca, ABD-İsrail ilişkilerindeki sorgulanabilir boyut, Türkiye'nin uluslararası hukuk savunuculuğunu güçlendirebileceği bir zemin sunuyor.