Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, İran ile yaşanan savaşın Körfez ülkelerinin güvenliği için ABD'ye güvenemeyeceğini ortaya koyduğunu, Washington'un sağladığı güvenlik garantilerinin "önemli ancak yeterli olmadığını" ifade etti. Al Sani, bu açıklamayı Middle East Eye'a verdiği demeçte yaptı. Katar'ın bu çıkışı, bölgede ABD'nin güvenlik şemsiyesine yönelik artan sorgulamaların bir parçası olarak dikkat çekiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Katar Başbakanı Al Sani'nin değerlendirmesi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığı konusunda ABD ile Körfez ülkeleri arasında yaşanan gerilimli sürecin bir ürünü. Özellikle 2019'da Suudi Arabistan petrol tesislerine yönelik saldırılar ve 2020'de ABD'nin İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'yi öldürmesi sonrası Körfez ülkeleri, kendilerini olası bir İran misillemesine karşı savunmasız hissetti. Katar, bu süreçte hem ABD ile askeri işbirliğini sürdürdü hem de İran ile diplomatik kanalları açık tuttu. Al Sani'nin sözleri, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının caydırıcılık sağladığını ancak Körfez ülkelerinin kendi savunma kapasitelerini güçlendirmesi gerektiğini vurguluyor. Katar, 2017-2021 yılları arasında Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır'ın uyguladığı abluka sırasında İran ve Türkiye ile ilişkilerini derinleştirmişti. Bu deneyim, Doha'nın güvenlik algısını şekillendirdi. Ayrıca Katar, ABD'nin Afganistan'daki en büyük askeri üssü olan Al Udeid'e ev sahipliği yapıyor; bu üs, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın ileri karakolu olarak işlev görüyor. Ancak Al Sani, bu üssün varlığının bile Körfez'in güvenliğini tek başına garanti etmediğini ima ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Katar'ın açıklaması, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içindeki güvenlik arayışlarının bir yansıması. Suudi Arabistan ve BAE, son yıllarda Rusya ve Çin ile askeri ve ekonomik ilişkilerini geliştirerek ABD'ye olan bağımlılıklarını azaltmaya çalışıyor. 2023'te Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ile İran arasında varılan normalleşme anlaşması, bölgesel dengeleri değiştirdi. Katar da bu süreçte aktif diplomasi yürüttü. ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve askeri baskısı, Körfez ülkelerini zor durumda bırakıyor; zira bu ülkeler İran ile ticari ve kültürel bağlara sahip. Al Sani'nin "İran savaşı" ifadesi, henüz sıcak bir çatışma olmasa da İran'ın nükleer programı ve bölgesel milis güçleri üzerinden yürüttüğü vekalet savaşlarını kapsıyor. ABD'nin Irak ve Suriye'deki varlığını azaltma eğilimi, Körfez'de güvenlik boşluğu endişesi yaratıyor. Katar, bu boşluğu doldurmak için Türkiye ile savunma işbirliğini güçlendirdi; Türk askeri üssü Doha'da konuşlu. Bu durum, Katar'ın çok yönlü güvenlik stratejisinin bir parçası. Uluslararası arenada ise ABD'nin Orta Doğu'dan çekilme tartışmaları, bölgesel aktörleri yeni ittifaklar aramaya itiyor. Rusya'nın Suriye'deki varlığı ve Çin'in ekonomik yatırımları, Körfez'in alternatif arayışlarını besliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Katar'ın ABD'ye güvenemeyeceğini açıklaması, Türkiye'nin Körfez'deki stratejik konumunu güçlendirebilir. Türkiye, Katar ile askeri işbirliğini derinleştirerek bölgede denge unsuru olmayı hedefliyor. 2021'de Katar ile imzalanan savunma anlaşmaları ve ortak tatbikatlar, Ankara'nın Körfez'deki etkinliğini artırdı. Ayrıca Türkiye, İran ile diyalog kanallarını açık tutarak olası bir çatışmada arabuluculuk rolü üstlenebilir. Ekonomik açıdan, Katar'ın Türkiye'ye yaptığı yatırımlar (2022'de 20 milyar dolar civarı) ve doğalgaz işbirliği, enerji güvenliği açısından önemli. Körfez'de ABD'nin güvenilirliğinin sorgulanması, Türkiye'nin bölgesel savunma sanayii ihracatı için yeni pazarlar yaratabilir. Ancak Türkiye'nin de İran ile ilişkilerini dengelemesi ve olası bir İran-ABD çatışmasında tarafsız kalması gerekiyor. Bu açıklama, Türkiye'nin çok kutuplu bir Orta Doğu'da aktif diplomasi yürütmesi gerektiğini gösteriyor.