ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı ve Orta Doğu danışmanı Jared Kushner, Gazze'de kırılgan ateşkes anlaşmasının sonraki adımlarına ilişkin görüşmelerin tıkanmasını Hamas'ın silahsızlandırılması ve İsrail iç siyasetine bağlayarak, bölgenin uzun süredir 'sefil bir yer' olduğunu savundu. Kushner'ın bu sözleri, Gazze'deki insani krizin boyutlarını hafife aldığı yönünde yorumlandı.
Kushner'ın açıklamaları ve gerekçeleri
Kushner, yaptığı değerlendirmede, Gazze'deki ateşkesin ilerleyen aşamaları konusunda yaşanan belirsizliğin ana nedenleri olarak Hamas'ın silah bırakmamasını ve İsrail'deki koalisyon hükümetinin iç politik kaygılarını gösterdi. ABD yönetiminin önceki dönemlerde olduğu gibi Trump ekibinin de İsrail yanlısı bir çizgide durduğu biliniyor. Kushner, görüşmelerin yavaş ilerlemesini meşrulaştırmak için Gazze'nin zaten uzun yıllardır kötü koşullarda olduğunu ima eden ifadeler kullandı. Bu açıklamalar, Filistinlilerin yaşadığı yıkımı ve can kayıplarını adeta normalize etme çabası olarak değerlendirildi.
Kushner'ın sözleri, uluslararası toplumun Gazze'de acilen ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve insani yardımların engelsiz ulaştırılması çağrılarıyla çelişiyor. Birleşmiş Milletler ve çeşitli insan hakları örgütleri, Gazze'deki sivil altyapının büyük ölçüde tahrip olduğunu ve nüfusun büyük kısmının yerinden edildiğini raporluyor. Buna karşın Kushner, sorunun kaynağı olarak Hamas'ı işaret ederek İsrail'in askeri operasyonlarını sorgulamaktan kaçındı.
Ateşkes görüşmelerinde arabuluculuk yapan Katar ve Mısır, taraflar arasında güven artırıcı adımlar ve esir takası konusunda çaba sarf ediyor. Ancak İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı koalisyon ortaklarının baskısı, kalıcı bir ateşkesi zorlaştırıyor. Kushner'ın 'İsrail siyaseti' vurgusu, bu iç dinamiklere işaret ediyor olsa da, ABD'nin İsrail'e yönelik eleştirel bir tutum almadığı sürece sürecin ilerlemeyeceği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Gazze'deki savaş, Orta Doğu'da istikrarsızlığı derinleştirirken, küresel aktörler arasındaki gerilimi de artırdı. ABD'nin tutumu, özellikle Avrupa başkentlerinde ve küresel güney ülkelerinde eleştiriliyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail yetkilileri hakkındaki soruşturmaları ve çeşitli ülkelerin aldığı yaptırım kararları, savaşın hukuki ve diplomatik boyutunu gözler önüne seriyor. Kushner gibi isimlerin açıklamaları, ABD'nin arabuluculuk rolüne olan güveni sarsabilir.
Bölgesel güçlerden Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır, Gazze'de kalıcı ateşkes için diplomatik girişimlerini sürdürüyor. İran ise Hamas'a verdiği destekle çatışmanın vekil savaşları boyutunu artırıyor. İsrail'in Lübnan'a yönelik olası operasyonları ve Husi saldırıları, savaşın yayılma riskini canlı tutuyor. Bu tabloda Kushner'ın sözleri, ABD'nin çatışmaya yaklaşımını meşrulaştırma çabası olarak okunuyor.
Gazze'de insani kriz her geçen gün ağırlaşırken, uluslararası yardım kuruluşları ateşkesin acilen tesis edilmesi gerektiğini vurguluyor. Dünya Sağlık Örgütü, sağlık sisteminin çöktüğünü, gıda ve suya erişimin neredeyse imkânsız hale geldiğini bildiriyor. Kushner'ın açıklamaları, bu gerçekleri gölgede bırakma riski taşıyor. ABD yönetiminin İsrail'e koşulsuz desteği, uluslararası hukuk ve insan hakları açısından sorgulanmaya devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani trajedinin sona ermesi için diplomatik çabalarını sürdürürken, Kushner'ın açıklamaları Ankara'nın pozisyonuyla doğrudan çelişiyor. Türkiye, Filistin halkının haklarını savunmakta ve İsrail'e yönelik eleştirilerini uluslararası platformlarda dile getirmekte. ABD'nin İsrail yanlısı tutumu, Türkiye-ABD ilişkilerinde bir gerilim unsuru olmaya devam ediyor. Ayrıca, Gazze'deki istikrarsızlık, Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını doğrudan etkiliyor; radikal grupların güç kazanması ve mülteci akınları riski artıyor. Türkiye, ateşkesin kalıcılığı için bölgesel aktörlerle işbirliğini güçlendirmeye devam edecek.