Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani, Körfez bölgesinde kalıcı istikrar için İran'ı da kapsayan bir güvenlik çerçevesinin zorunlu olduğunu belirtti. Al Sani, "Kimsenin diğerine tehdit oluşturmadığı bir çerçeve olmadan Körfez eskisi gibi olmayacak" diyerek, mevcut gerilimlerin sürmesi halinde bölgenin daha büyük risklerle karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Gelişmenin Arka Planı
Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen bir diplomasi forumunda konuşan Başbakan Al Sani, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyeleri ile İran arasında süregelen güvensizlik ortamının bölgesel yatırımları ve ekonomik entegrasyonu da sekteye uğrattığını vurguladı. Al Sani, "Bölgemizde her ülkenin egemenliğine saygı duyulan, iç işlerine karışılmayan ve karşılıklı tehdit algısının ortadan kalktığı bir güvenlik mimarisi inşa etmeliyiz" ifadelerini kullandı.
Katar, 2017-2021 yılları arasında Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Mısır tarafından uygulanan abluka sırasında İran ve Türkiye ile ilişkilerini güçlendirmişti. Ablukanın sona ermesinin ardından Doha, hem KİK üyeleriyle hem de İran'la dengeli ilişkiler yürütmeye özen gösteriyor. Al Sani'nin çağrısı, ABD'nin İran'la nükleer müzakereleri yeniden başlatma çabaları ve Çin'ın arabuluculuğuyla Suudi Arabistan-İran arasında varılan normalleşme anlaşmasının ardından geldi.
Uzmanlar, Katar'ın bu çıkışını, bölgesel güvenlik mimarisinde ABD'nin çekilme eğilimine karşı bir denge arayışı olarak yorumluyor. Son yıllarda Körfez ülkeleri, Washington'un güvenlik şemsiyesine olan bağımlılıklarını sorgularken, İran'la diyalog kanallarını açık tutmaya çalışıyor. Umman da benzer şekilde İran'la arabuluculuk rolü üstlenmiş durumda.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Katar'ın çağrısı, Körfez'deki güç dengelerinin yeniden şekillendiği bir döneme denk geliyor. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, 2023'te İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile Pekin'de bir araya gelmiş ve iki ülke arasındaki diplomatik ilişkiler yeniden tesis edilmişti. Bu normalleşme, Yemen'deki savaşın seyrini ve Lübnan'daki siyasi denklemleri de etkiledi.
Ancak İran'ın nükleer programı, balistik füze kapasitesi ve bölgesel vekil gruplara verdiği destek, Körfez ülkelerinin ortak tehdit algısını canlı tutuyor. Al Sani, "İran'la bir güvenlik çerçevesi oluşturmak kolay değil ancak alternatifi daha kötü: sürekli bir çatışma ve istikrarsızlık sarmalı" dedi.
Diplomatik kaynaklar, Katar'ın önerisinin somut bir müzakere sürecine dönüşmesi için öncelikle KİK içinde bir uzlaşı sağlanması gerektiğini belirtiyor. Suudi Arabistan ve BAE'nin İran'a yönelik temkinli tutumu sürerken, Umman ve Katar'ın diyaloğa daha açık olduğu biliniyor. ABD yönetimi ise bölgesel güvenlik diyaloglarını desteklediğini ancak İran'ın nükleer ve füze faaliyetlerine yönelik endişelerini koruduğunu ifade ediyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, Körfez'de kalıcı bir güvenlik çerçevesinin kurulmasının bölge ekonomileri için yatırım ortamını iyileştireceğini ve enerji arz güvenliğine katkı sağlayacağını değerlendiriyor. Katar, dünyanın en büyük sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihracatçılarından biri olarak, bölgesel istikrarsızlıktan doğrudan etkileniyor.
Al Sani'nin açıklamaları, aynı zamanda Katar'ın 2022 Dünya Kupası sonrası artan diplomatik prestijini pekiştirme çabası olarak da görülüyor. Doha, Afganistan'daki Taliban ile ABD arasındaki müzakerelere ev sahipliği yapmış, Venezuela ve Çad gibi ülkelerde arabuluculuk üstlenmişti.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Katar'ın İran'ı kapsayan bir Körfez güvenlik çerçevesi çağrısı, Türkiye'nin bölgesel diplomasisiyle örtüşüyor. Türkiye, uzun süredir Körfez'de diyalog ve ekonomik işbirliğini savunuyor; Katar ile strateik ortaklığı ve İran'la sürdürdüğü diyalog kanalları bu vizyonu destekliyor. Böyle bir çerçeve, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'den Basra Körfezi'ne uzanan ticaret yollarında istikrarı artırabilir ve enerji arz güvenliğine katkı sağlayabilir. Ayrıca, Türk müteahhitlik ve savunma sanayii firmaları için Körfez'de genişleyen bir pazar anlamına gelir. Ancak İran'ın nükleer programı ve bölgesel politikaları konusundaki belirsizlikler, çerçevenin hayata geçmesini zorlaştırabilir. Türkiye'nin denge politikası, sürecin şekillenmesinde belirleyici olabilir.