Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD Başkanı Donald Trump'ın ticaret ve güvenlik tehditlerine karşı temkinli bir bekleyiş stratejisi izliyor. Ancak bu stratejinin Ottawa için maliyeti her geçen gün artıyor. Trump yönetiminin çelik, alüminyum ve otomobil parçalarına yönelik yeni tarifeleri ve Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması'nı (USMCA) yeniden müzakere etme tehditleri, Kanada ekonomisi üzerinde baskı oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Donald Trump'ın 2024 seçimlerini kazanmasının ardından ABD ile Kanada arasındaki ticari gerilim yeniden alevlendi. Trump, göreve gelir gelmez Kanada'dan yapılan ithalata yüzde 25 gümrük vergisi getireceğini duyurdu ve Kanada'nın ABD'ye yönelik enerji ihracatını da kapsayan ek yaptırımlar gündeme geldi. Bu adımlar, iki ülke arasındaki yıllık 1 trilyon doları aşan ticaret hacmini doğrudan etkiliyor.
Mark Carney, 2025 yılında Justin Trudeau'nun istifasının ardından Liberal Parti'nin lideri olarak başbakanlığa geldi. Eski Kanada Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası başkanı olan Carney, ekonomik yönetim konusundaki deneyimiyle öne çıkıyor. Ancak Trump'ın agresif tarifeleri karşısında izlediği "bekle ve gör" politikası, iç kamuoyunda ve iş dünyasında sabırsızlıkla karşılanıyor.
Kanada ekonomisi, ABD'ye ihracata büyük ölçüde bağımlı. Ülkenin toplam ihracatının yaklaşık yüzde 75'i ABD'ye gidiyor. Bu bağımlılık, Ottawa'nın tarife tehditleri karşısında elini zayıflatıyor. Öte yandan, Kanada'nın Çin ve Avrupa Birliği ile ticaretini çeşitlendirme çabaları henüz istenen sonucu vermiş değil. Carney hükümeti, iç pazarda canlanma yaratmak ve yeni ticaret koridorları açmak için çalışmalar yürütse de, kısa vadede ABD'nin uyguladığı baskının hafiflemesi beklenmiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-Kanada ticaret gerilimi, sadece iki ülkeyi değil, tüm Kuzey Amerika'yı ve küresel tedarik zincirlerini etkiliyor. Meksika da benzer tarife tehditleriyle karşı karşıya. USMCA'nın geleceği belirsizliğini korurken, bölgesel entegrasyon projeleri sekteye uğruyor. Küresel piyasalar, Trump'ın tarifelerinin dünya ticaretini yavaşlatacağı endişesini taşıyor. Dünya Ticaret Örgütü, korumacılığın artmasının küresel büyümeyi olumsuz etkileyeceği uyarısında bulunuyor.
Kanada, ABD'nin tarifelerine karşı Dünya Ticaret Örgütü nezdinde girişimlerde bulunmayı ve misilleme tarifeleri uygulamayı değerlendiriyor. Ancak Carney, ticaret savaşını tırmandırmak yerine diplomatik kanalları açık tutmayı tercih ediyor. Bu strateji, Kanada'nın uluslararası arenada itibarını korumasını sağlasa da, kısa vadede ekonomik kayıpları önlemiyor.
Trump yönetimi ise Kanada'yı ABD'nin ticaret açıklarını kapatmak için bir hedef olarak görüyor. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, Kanada'nın ABD'ye karşı "haksız ticaret uygulamaları" içinde olduğu iddia ediliyor. Ottawa bu suçlamaları reddediyor ve tarifelerin her iki ülkeye de zarar verdiğini savunuyor.
Uzmanlar, Carney'in bekleyiş stratejisinin zaman kazandırdığını ancak kalıcı bir çözüm sunmadığını belirtiyor. Kanada'nın uzun vadede ekonomik dayanıklılığını artırması ve ticaret ortaklarını çeşitlendirmesi gerekiyor. Ancak bu süreç yıllar alabilir ve Trump'ın görev süresi boyunca daha fazla baskıya maruz kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ile Kanada arasındaki ticaret gerilimi, küresel ticaret savaşlarının derinleştiği bir dönemde Türkiye için hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Türkiye, ABD'nin çelik ve alüminyum tarifelerinden zaten olumsuz etkilenmişti; Kanada'ya uygulanan benzer tarifeler, küresel ticaretin daralmasına ve korumacılığın yayılmasına yol açarak Türkiye'nin ihracat pazarlarını da baskılayabilir. Öte yandan, Kanada'nın ticaret ortaklarını çeşitlendirme arayışı, Türkiye ile ikili ticaretin artması için bir kapı aralayabilir. Ayrıca Türkiye, NATO müttefiki Kanada ile ilişkilerini güçlendirerek ABD'nin tek taraflı politikalarına karşı denge kurabilir. Ancak Türkiye'nin öncelikli hedefi, kendi ekonomik istikrarını korumak ve ticaret savaşlarının yansımalarına karşı hazırlıklı olmak olmalı.