Kanada, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda (UNGA) Filistinlilere yönelik 100 milyon Kanada doları (yaklaşık 71 milyon ABD doları) tutarında insani yardım taahhüdünde bulundu. Aynı toplantıda İngiltere ve Fransa, İsrail'in yasa dışı yerleşim faaliyetlerine karşı somut adım atılması çağrısında bulundu. Karar, Orta Doğu'daki insani krizin derinleştiği bir dönemde geldi.
Kanada'nın Yardım Taahhüdü ve Uluslararası Çağrılar
Kanada hükümeti, BM Genel Kurulu görüşmeleri sırasında Filistin halkına yönelik 100 milyon Kanada doları değerinde insani yardım paketini duyurdu. Yardımın büyük bölümünün gıda, sağlık, barınma ve temiz su gibi acil ihtiyaçlara yönlendirileceği belirtildi. Kanada Dışişleri Bakanı, "Filistinli sivillerin çektiği acıyı hafifletmek için uluslararası toplumun sorumluluk alması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
İngiltere ve Fransa ise ortak bir açıklamayla İsrail'in Batı Şeria ve Doğu Kudüs'teki yerleşim genişlemesini kınadı. İki ülke, yerleşim faaliyetlerinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve iki devletli çözümü baltaladığını vurguladı. Londra ve Paris, Avrupa Birliği'nin İsrail'e yönelik yaptırım seçeneklerini masaya yatırması gerektiğini savundu.
BM Genel Kurulu'ndaki oturumda birçok ülke temsilcisi, Gazze'deki insani durumun kötüleştiğine dikkat çekti. Son aylarda bölgeye yönelik yardımların yetersiz kaldığı, sınır kapılarındaki kısıtlamaların insani erişimi zorlaştırdığı dile getirildi. Kanada'nın taahhüdü, diğer ülkelere de benzer adımlar atma çağrısı olarak yorumlandı.
Yerleşim Politikaları ve İki Devletli Çözümün Geleceği
İsrail'in yerleşim politikaları, uluslararası camianın uzun süredir eleştirdiği bir konu. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği topraklardaki yerleşimlerini uluslararası hukuka aykırı sayıyor. Ancak İsrail hükümeti, yerleşim inşaatlarını durdurma yönünde herhangi bir adım atmış değil.
İngiltere ve Fransa'nın çağrıları, Avrupa'nın İsrail-Filistin meselesindeki geleneksel pozisyonunu yansıtıyor. Ancak bu çağrıların somut yaptırıma dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz. AB içinde İsrail'e yönelik yaptırım konusunda görüş ayrılıkları bulunuyor; bazı üye ülkeler ekonomik ve stratejik ilişkileri zedelemek istemiyor. Yine de kamuoyu baskısı ve insani krizin boyutu, Avrupa başkentlerini daha sert bir tutum almaya itebilir.
Filistin yönetimi, Kanada'nın yardımını memnuniyetle karşılarken, uluslararası toplumun İsrail'e karşı etkili bir yaptırım mekanizması kurması gerektiğini yineledi. Filistin Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Mali yardımlar hayati önem taşıyor ancak işgalin sona ermesi için siyasi irade şart" denildi.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler, küresel güç dengelerini de etkiliyor. ABD'nin İsrail'e verdiği koşulsuz destek, Batı dünyası içinde çatlaklara yol açmış durumda. Kanada'nın insani yardım taahhüdü, ABD'nin pozisyonundan bağımsız bir Avrupa-Kanada hattının oluştuğuna işaret ediyor. İngiltere ve Fransa'nın çağrıları, bu hattın siyasi ayağını oluşturuyor.
Öte yandan Çin ve Rusya, BM platformlarında İsrail'i eleştiren açıklamalar yaparak Batılı ülkelerle aynı safta görünse de, kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Rusya'nın Suriye'deki varlığı ve Çin'in İran ile artan işbirliği, bölgedeki denklemi karmaşıklaştırıyor. Bu nedenle Kanada, İngiltere ve Fransa'nın girişimleri, sadece insani değil aynı zamanda stratejik bir hamle olarak okunmalı.
BM Genel Kurulu'nda alınan kararlar bağlayıcı olmasa da sembolik ve siyasi ağırlığı bulunuyor. Özellikle İsrail'in uluslararası izolasyonunu artırma potansiyeli taşıyor. Ancak bugüne kadar benzer çağrılar somut sonuç doğurmadı. Bu kez Kanada'nın somut mali taahhüdü, diğer ülkeleri de harekete geçirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasını uzun yıllardır uluslararası platformlarda savunan bir ülke olarak, Kanada'nın yardım taahhüdünü ve İngiltere-Fransa'nın çağrılarını yakından takip ediyor. Ankara, İsrail'in yerleşim politikalarını kınarken, insani yardımların artırılması için Batılı ülkelere baskı yapıyor. Kanada'nın 100 milyon dolarlık katkısı, Türkiye'nin çağrılarına kısmen yanıt niteliğinde. Ancak Türkiye, yardımların yanı sıra siyasi ve hukuki adımların da atılması gerektiğini vurguluyor. Bu gelişme, Türkiye'nin BM ve diğer platformlarda Filistin lehine yürüttüğü diplomasiye güç katabilir.