Kanada, ABD Başkanı Donald Trump'ın ticaret politikalarına karşı dünyanın en sert tavrını sergileyen ülkelerden biri haline geldi. Ottawa yönetimi, Washington'un çelik ve alüminyum tarifelerine karşı misilleme vergileri uygularken, Başbakan Mark Carney'nin “orta güçlerin bir araya gelmesi” çağrısı, Brüksel'de dikkatle izleniyor. Avrupa Birliği liderleri, Kanada'nın Trump'a karşı gösterdiği direnişin, kendi stratejilerine ilham kaynağı olup olamayacağını tartışıyor. Peki, Kanada'nın bu cesur duruşu gerçekten Avrupa'ya yol gösterebilir mi?
Gelişmenin arka planı: Kanada-ABD ticaret savaşı kızışıyor
ABD ile Kanada arasındaki ticaret savaşı, Trump yönetiminin geçen ay yürürlüğe koyduğu yeni tarife dalgasıyla yeniden alevlendi. Washington, Kanada'dan ithal edilen çelik ve alüminyuma yüzde 25 oranında ek vergi getirirken, Ottawa da buna karşılık olarak ABD menşeli ürünlere eşdeğer misilleme tarifeleri uyguladı. Canada'nın eski merkez bankası başkanı ve yeni Başbakan Mark Carney, bu hamleyi “Kendi topraklarımızda ekonomik egemenliğimizi koruma meselesi” olarak nitelendirdi.
Carney'nin geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, “Dünyanın orta güçleri, ticaretin kurallara dayalı bir sistem üzerinde yükseldiği bir dönemde, bu sistemin çökmesine seyirci kalamaz. Birlikte hareket etmeliyiz.” ifadelerini kullanması, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırdı. Bu sözler, özellikle ABD'nin müttefiklerine yönelik agresif ticaret politikalarından muzdarip olan Avrupa Birliği'nde yankı buldu.
Kanada'nın tavrı, yalnızca ticaretle sınırlı değil. Ottawa, ABD'nin fikri mülkiyet hakları konusundaki baskılarına direnirken, enerji ihracatında da Washington'a bağımlılığı azaltmak için yeni pazarlar arayışını sürdürüyor. Ülkenin Avrupa ile imzaladığı kapsamlı ekonomik ve ticari anlaşma (CETA), bu bağımlılığı dengelemek için önemli bir araç olarak görülüyor.
Kanada'nın “orta güçler” stratejisi: Avrupa için bir model mi?
Mark Carney'nin “orta güçler” çağrısı, aslında uluslararası ilişkilerde köklü bir kavram olan “middle power” diplomasisine dayanıyor. Orta güçler, askeri ve ekonomik olarak süper güçler kadar büyük olmasalar da, uluslararası arenada etkin rol oynayabilen ülkeler olarak tanımlanıyor. Kanada, Avustralya, Güney Kore ve Avrupa'nın birçok orta ölçekli ülkesi bu kategoriye giriyor.
Carney'nin vizyonuna göre, bu ülkeler ortak bir platformda birleşerek, ABD ve Çin gibi büyük güçlerin dayattığı tek taraflı politikaları dengeleyebilir. “Küresel ticaret kurallarını yeniden şekillendirmek için birlikte hareket etmeliyiz. Aksi takdirde, her birimiz tek başımıza ezileceğiz” diyen Carney, bu mesajı geçen hafta Paris'te düzenlenen Uluslararası Ekonomik Forum'da dile getirdi.
Avrupa Birliği ise bu fikre sıcak bakmakla birlikte, kendi iç sorunlarıyla boğuşuyor. AB'nin ticaretten sorumlu üyesi Valdis Dombrovskis, “Kanada'nın kararlılığını takdir ediyoruz. Ancak Avrupa'nın birleşik bir ses çıkarabilmesi için önce üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarını gidermemiz gerekiyor.” açıklamasında bulundu. Özellikle Fransa ve Almanya'nın, ABD ile olan ticari ilişkilerde daha ılımlı bir yaklaşım benimsemesi, ortak bir Avrupa cephesi oluşturmayı zorlaştırıyor.
Brüksel'deki bazı diplomatlar, Kanada'nın “orta güçler” ittifakı fikrinin, NATO içinde de yeni bir dinamiğe yol açabileceğini belirtiyor. Eğer Kanada ve AB ülkeleri, Trump yönetiminin “önce Amerika” politikalarına karşı ortak bir duruş sergilerse, ittifakın geleceği açısından kritik bir örnek teşkil edebilir.
Bölgesel ve küresel boyut: Ticaret savaşının gölgesinde yeni ittifaklar
Kanada'nın Trump'a karşı sert duruşu, yalnızca Avrupa ile sınırlı bir etki yaratmıyor. Asya-Pasifik bölgesinde de yankı bulan bu tavır, Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerin de ABD ile yaşadığı ticari anlaşmazlıklarda daha cesur adımlar atmasını teşvik edebilir. Özellikle Japonya, geçtiğimiz aylarda ABD'nin otomobil tarifelerine karşı benzer misilleme tehditlerinde bulunmuş, ancak henüz somut bir adım atmamıştı.
Uzmanlara göre, Kanada'nın bu çıkışı, küresel ticaret sisteminin yeniden inşası için önemli bir fırsat penceresi yaratabilir. Londra merkezli Chatham House düşünce kuruluşundan Dr. Sarah Whitfield, “Kanada, ABD'nin müttefiki olarak bilinen bir ülkenin, egemenlik haklarını korumak için ne kadar ileri gidebileceğini gösterdi. Bu, diğer ülkeler için de cesaret verici bir örnek.” değerlendirmesinde bulundu.
Öte yandan, ABD ile Kanada arasındaki gerilimin derinleşmesi, iki ülke arasındaki diğer iş birliği alanlarını da tehdit ediyor. Güvenlik alanındaki ortaklıklar, sınır yönetimi ve enerji ticareti gibi konular, tarife savaşının gölgesinde zarar görebilir. Özellikle Kanada'nın ABD'ye petrol ihracatı, iki ülke arasındaki ekonomik bağımlılığın en kritik unsurlarından biri olmaya devam ediyor.
Avrupa açısından asıl soru, Brüksel'in bu krizden ders çıkarıp çıkaramayacağı. ABD'nin İkinci Dünya Savaşı sonrası kurduğu liberal uluslararası düzenin temel taşıyıcılarından biri olan Avrupa Birliği, Trump döneminde bu düzenin giderek aşındığını görüyor. Kanada'nın gösterdiği direniş, AB'ye kendi çıkarlarını savunma konusunda daha proaktif bir strateji benimseme konusunda ilham verebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin küresel ticaret savaşlarından doğrudan etkilenen ülkelerden biri olması nedeniyle önem taşıyor. ABD'nin çelik ve alüminyum tarifeleri, Türkiye'nin ihracatını da olumsuz etkilemişti. Kanada'nın gösterdiği direniş, benzer durumda olan ülkeler için bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu orta güçlerin birlikte hareket etme fikri, Ankara için yeni diplomatik açılımlar yaratabilir. Ancak Türkiye'nin ABD ile yaşadığı karmaşık ilişkiler, doğrudan bir ittifak girişiminde bulunmasını zorlaştırabilir. Yine de bu gelişme, çok kutuplu dünya düzeninde Türkiye'nin stratejik konumunu yeniden değerlendirmesi için bir fırsat sunuyor.