Kanada'nın Britanya Kolumbiyası eyaletinde, Vancouver'ın güneyindeki Delta kentinde bulunan bir alışveriş merkezinin önünde bir sürücünün aracını kalabalığa sürmesi sonucu en az iki kişi hayatını kaybetti, dört kişi yaralandı. Yetkililer, olayın Cumartesi günü yerel saatle öğleden sonra meydana geldiğini ve yüzlerce kişinin bölgede düzenlenen Ulusal Hakikat ve Uzlaşma Günü yürüyüşü için toplandığını açıkladı.
Olayın Arka Planı ve Yetkililerin Açıklamaları
Delta Polis Teşkilatı'ndan yapılan ilk açıklamaya göre, olay alışveriş merkezinin otoparkında yaşandı. Görgü tanıkları, aracın aniden kalabalığın arasına daldığını ve büyük panik yaşandığını belirtti. Polis, sürücünün olay yerinde gözaltına alındığını ve soruşturmanın sürdüğünü bildirdi. Saldırının nedeni henüz netlik kazanmadı; yetkililer, olayın bir terör saldırısı olup olmadığına dair soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğünü ifade etti.
Ulusal Hakikat ve Uzlaşma Günü, Kanada'da her yıl 30 Eylül'de, yerli halklara yönelik tarihsel adaletsizlikleri anmak ve uzlaşma sürecini desteklemek amacıyla düzenleniyor. Delta'daki yürüyüş, bu kapsamda planlanan etkinliklerden biriydi. Olayın bu özel günde meydana gelmesi, bölgedeki gerilimi artırdı. Yerel yetkililer, saldırının doğrudan etkinlikle bağlantılı olup olmadığını araştırıyor.
Britanya Kolumbiyası Başbakanı David Eby, olayla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, "Bu korkunç olaydan derin üzüntü duyuyorum. Hayatını kaybedenlerin ailelerine başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum" ifadelerini kullandı. Eby, eyalet genelinde güvenlik önlemlerinin artırıldığını duyurdu. Kanada Başbakanı Justin Trudeau ise henüz bir açıklama yapmadı; ancak kamuoyundan gelen tepkiler üzerine başbakanlıktan kısa süre içinde bir açıklama bekleniyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Kanada, son yıllarda artan araçlı saldırı olaylarıyla gündeme geliyor. 2018'de Toronto'da bir minibüsün yayalara çarpması sonucu 10 kişi hayatını kaybetmiş, 2021'de Ontario'da benzer bir saldırıda bir aile yok olmuştu. Uzmanlar, bu tür saldırıların genellikle bireysel radikalleşme veya ruhsal sorunlardan kaynaklandığını belirtiyor. Delta'daki olayın da benzer bir motivasyona sahip olup olmadığı henüz bilinmiyor.
Olay, Kanada'nın yerli halklarla uzlaşma sürecine de gölge düşürebilir. Hakikat ve Uzlaşma Günü, 2021'de keşfedilen ve yüzlerce çocuğun gömülü olduğu düşünülen yatılı okul mezarlıklarının ardından ulusal yas günü ilan edilmişti. Delta'daki saldırı, bu hassas dönemde toplumsal barışa yönelik bir tehdit olarak algılanıyor. Bölgedeki yerli topluluk liderleri, saldırının etkinlikle bağlantılı olması durumunda bunun bir nefret suçu olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor.
Kanada genelinde son yıllarda ırkçılık ve ayrımcılık kaynaklı olaylarda artış gözlemleniyor. 2023 istatistiklerine göre, nefret suçlarında bir önceki yıla kıyasla %12 artış kaydedildi. Delta gibi göçmen nüfusun yoğun olduğu bölgelerde bu tür olayların daha sık yaşanması, yetkilileri endişelendiriyor. Olayın ardından bölgedeki okullar ve toplum merkezleri geçici olarak kapatıldı; halka evde kalmaları çağrısı yapıldı.
Uluslararası kamuoyu da gelişmeyi yakından takip ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, olayla ilgili olarak Kanada hükümetine taziye mesajı gönderdi. İngiltere ve Avustralya başbakanları da taziye dileklerini iletti. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, yaptığı açıklamada "Müttefikimiz Kanada'nın yanındayız" dedi. Olayın bir terör saldırısı olup olmadığı netleşmeden uluslararası bir kampanya başlatılması beklenmiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye ile Kanada arasındaki ilişkiler son yıllarda inişli çıkışlı bir seyir izlese de, iki ülke arasında doğrudan bir güvenlik bağlantısı bulunmuyor. Ancak olay, Kanada'nın çok kültürlülük ve yerli hakları konusundaki hassasiyetini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, kendi topraklarında benzer saldırılara karşı istihbarat ve güvenlik iş birliğini güçlendirme yönünde adımlar atabilir. Ayrıca Kanada'daki Türk toplumu için bir tehdit oluşturup oluşturmadığı yakından izlenmeli. Saldırının arkasında ayrımcı bir motivasyon çıkarsa, bu durum Batı ülkelerindeki Müslüman ve göçmen karşıtı eğilimlere dair Türkiye'nin söylemini güçlendirebilir. Olayın Türkiye'ye doğrudan ekonomik veya siyasi bir yansıması öngörülmüyor; ancak küresel güvenlik algısı açısından dikkatle takip edilmesi gereken bir gelişme.