Kaliforniya'da 5 Mart'ta yapılan 'ilk iki' ön seçiminde kendi partilerinin adayı kalmayan binlerce seçmen, Kasım ayındaki kritik Temsilciler Meclisi yarışlarında belirleyici bir güç olmaya hazırlanıyor. Eyaletin seçim sistemine göre, partilerden bağımsız olarak en çok oyu alan iki aday genel seçime kalıyor. Bu durum, özellikle Demokrat veya Cumhuriyetçi partisinin adayının finale kalamadığı bölgelerde seçmenleri 'yetim' bırakıyor. Ancak siyasi analistler, bu seçmenlerin bilinçli tercihlerle Kasım ayındaki dengeleri değiştirebileceğini belirtiyor.
Seçim sisteminin dinamikleri ve 'yetim' seçmenler
Kaliforniya'nın 'ilk iki' (top-two) ön seçim sistemi, 2010 yılında kabul edilen bir yasayla yürürlüğe girdi. Sistem, partilerin ön seçimlerini ortadan kaldırarak tüm adayların aynı yarıştığı bir ön seçim öngörüyor. İki partili sistemin kısıtlayıcılığını azaltmak amacıyla getirilen bu sistem, zaman zaman partilerin genel seçimde hiçbir adayla temsil edilmemesine yol açabiliyor. Bu da seçmenlerin, kendi partilerinden bir aday olmamasına rağmen, ideolojik olarak en yakın adayı destekleme zorunluluğu doğuruyor.
Özellikle Kaliforniya'nın 13., 22., 27., 40. ve 41. kongre bölgelerinde bu durum yaşanıyor. Bu bölgelerde, ön seçimde partisinin adayı elenen seçmenler, Kasım ayında iki aday arasında tercih yapmak zorunda. Uzmanlar, bu seçmenlerin kararlarının, Temsilciler Meclisi'ndeki güç dengesini belirleyebilecek kadar kritik olduğunu vurguluyor. Örneğin, görevdeki Cumhuriyetçi Temsilci David Valadao'nun temsil ettiği 22. bölgede, Demokrat aday Rudy Salas ile Cumhuriyetçi aday Valadao'nun yarışı başa baş geçiyor. Bu bölgede yaşayan Demokrat seçmenler, ön seçimde Salas'ın yanı sıra başka bir Demokrat adayın da yarışması nedeniyle bölünmüş olabilir; ancak genel seçimde oylarını toplayarak belirleyici olabilirler.
'Yetim' seçmenlerin stratejik davranışları, siyasi partilerin kampanya stratejilerini de etkiliyor. Siyasi partiler, bu seçmenlere yönelik özel mesajlar geliştirerek, ikinci tercihlerini kendi lehlerine çevirmeye çalışıyor. Bazı durumlarda, partiler, genel seçimde kendi adayları olmasa bile, ideolojik olarak daha yakın olan adayı destekleyerek etkilerini sürdürüyor. Örneğin, bazı çevreler, Demokratların, kendi adaylarının yarışamadığı bölgelerde Cumhuriyetçi rakibe karşı daha ılımlı bir adayı destekleyerek, aşırı sağcı bir adayın seçilmesini engellemeye çalıştığını belirtiyor.
Bölgesel ve ulusal boyut
Kaliforniya'daki bu durum, yalnızca eyalet siyasetini değil, aynı zamanda ulusal siyaseti de yakından ilgilendiriyor. Temsilciler Meclisi'nde Cumhuriyetçilerin çok az bir çoğunluğa sahip olduğu göz önüne alındığında, Kasım ayındaki yarışların sonucu, Kongre'nin gelecekteki yasama gündemini belirleyecek. Özellikle göç, sağlık hizmetleri ve iklim değişikliği konularındaki politikalar, Meclis'teki güç dengesine göre şekillenecek.
Kaliforniya'nın yanı sıra Washington eyaleti de benzer bir 'ilk iki' ön seçim sistemi kullanıyor. Bu eyaletlerdeki uygulamalar, seçim reformu tartışmalarına da ışık tutuyor. Bazı siyaset bilimciler, bu sistemin kutuplaşmayı azalttığını savunurken, bazıları da seçmenlerin seçeneklerini kısıtladığı gerekçesiyle eleştiriyor. Özellikle azınlık partilerinin sesinin duyulmasını zorlaştırdığı belirtiliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Kaliforniya'daki seçim dinamikleri, Türk-Amerikan toplumunun yaşadığı bölgelerdeki oy kullanma davranışlarını etkileyebilir. Özellikle Kaliforniya'da yaşayan Türk kökenli Amerikalıların, Türkiye-ABD ilişkilerine duyarlı adayları desteklemesi, Kongre'de Türkiye karşıtı veya yanlısı kararların alınmasında dolaylı bir rol oynayabilir. Ayrıca, Amerikan siyasetindeki bu tür yerel dinamikler, küresel güç dengeleri açısından da izlenmeli; çünkü ABD Kongresi'nin yapısı, dış politika kararlarını doğrudan etkilemektedir. Türkiye'nin, ABD ile ilişkilerinde Kongre'nin tutumu önemli bir belirleyici olduğundan, bu seçimlerin sonuçları Ankara tarafından yakından takip edilmelidir.