Kaliforniya’da eyalet milletvekilleri, federal kolluk kuvvetlerinin “şok eldiven” olarak bilinen elektrik şoku veren eldivenleri kullanmasını yasaklayacak bir yasa tasarısını gündeme getirdi. Meclis Üyesi (Assembly Bill 2760) tarafından sunulan tasarı, ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) ve Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ajanlarının bu tür cihazları kullanmasını eyalet sınırları içinde yasaklamayı amaçlıyor. Tasarı, insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının uzun süredir dile getirdiği, şok eldivenlerin aşırı güç kullanımına ve işkenceye varan uygulamalara yol açtığı yönündeki endişelere yanıt olarak hazırlandı.
Şok Eldiven Tartışmasının Arka Planı
Şok eldivenler, yüksek voltajlı elektrik akımı vererek hedefin acı çekmesine ve geçici olarak felç olmasına neden olan cihazlardır. Özellikle ICE ve DHS bünyesindeki bazı birimlerin, sınır dışı etme operasyonlarında ve gözaltı merkezlerinde bu cihazları kullandığına dair raporlar bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) ve Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) gibi kuruluşlar, şok eldivenlerin uluslararası hukukta yasaklanan işkence ve insanlık dışı muamele kapsamına girdiğini savunuyor. 2020’de yapılan bir araştırma, bu cihazların özellikle göçmenlere yönelik operasyonlarda orantısız şekilde kullanıldığını ortaya koymuştu.
AB 2760, sadece federal ajanların değil, eyalet ve yerel kolluk kuvvetlerinin de şok eldiven kullanımını yasaklamayı hedefliyor. Tasarı metninde, “Bu cihazların kullanımı, ciddi yaralanmalara, kalıcı hasara ve hatta ölüme yol açabilir” ifadeleri yer alıyor. Kaliforniya, daha önce de benzer şekilde elektrikli silah (taser) kullanımına sınırlamalar getirmiş ve 2021’de eyalet genelinde bazı polis taktiklerini yasaklamıştı. Bu yeni tasarı, federal kurumlara yönelik olması nedeniyle hukuki açıdan tartışmalı; zira federal ajanların eyalet yasalarına tabi olup olmadığı uzun süredir federalizm tartışmalarının merkezinde.
Federal ve Eyalet Yetkileri Çatışması
ABD Anayasası’na göre federal hükümet, kendi kolluk kuvvetlerinin operasyonlarını düzenleme yetkisine sahiptir. Ancak eyaletler, kendi sınırları içinde federal ajanların belirli eylemlerini kısıtlayan yasalar çıkarabilir. Örneğin, Kaliforniya daha önce federal göçmenlik yetkililerinin eyalet veri tabanlarına erişimini sınırlayan “Sanctuary State” yasaları çıkarmıştı. Bu tür yasalar, federal hükümetle eyaletler arasında sık sık mahkemelik oluyor. AB 2760’ın da benzer bir hukuki mücadeleye yol açması bekleniyor. Tasarıya destek veren milletvekilleri, “İnsan onurunu korumak eyaletlerin de sorumluluğudur” diyerek federal yetkiye meydan okuyor.
Öte yandan, DHS ve ICE yetkilileri, şok eldivenlerin “gerekli ve orantılı” bir güç kullanım aracı olduğunu savunuyor. Federal yetkililer, bu tür cihazların yalnızca direnç gösteren ve tehlikeli şüphelilere karşı kullanıldığını, ayrıca düzenli eğitim ve denetimden geçtiğini belirtiyor. Ancak sivil toplum kuruluşları, federal denetim mekanizmalarının yetersiz olduğunu ve şikâyetlerin nadiren soruşturulduğunu vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD’deki bu gelişme, dünya genelinde kolluk kuvvetlerinin aşırı güç kullanımına ilişkin tartışmalarla paralellik taşıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), elektrik şoku veren cihazların işkence yasağı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine dair kararlar almıştı. Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Komite, 2019’da yayımladığı raporda, şok eldivenlerin “acı verici ve aşağılayıcı” olduğunu ve kullanımının sınırlandırılması gerektiğini belirtmişti. Kaliforniya’daki tasarı, küresel ölçekte benzer yasakların önünü açabilir; özellikle Latin Amerika ve Avrupa’daki insan hakları savunucuları tarafından yakından takip ediliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, kolluk kuvvetlerinin aşırı güç kullanımı konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve BM gibi uluslararası kuruluşlar tarafından sıklıkla eleştirilen ülkeler arasında. Kaliforniya’daki bu yasa tasarısı, özellikle göçmenlere ve savunmasız gruplara yönelik muamele konusunda küresel standartların yükselmesine katkı sağlayabilir. Türkiye’nin ABD ile güvenlik iş birliği ve insan hakları alanındaki taahhütleri açısından, bu tür bir yasağın federal düzeyde yaygınlaşması, Türkiye’ye yönelik eleştirilerin de bağlamını değiştirebilir. Ayrıca Türkiye, kendi iç hukukunda elektrikli şok cihazlarının kullanımını düzenleyen mevzuata sahip; ancak uygulamada denetim eksikliği sık sık dile getiriliyor. Kaliforniya örneği, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları için de bir emsal teşkil edebilir ve kolluk kuvvetlerinin hesap verebilirliği tartışmalarına ivme kazandırabilir.