Küresel ısınma yalnızca ekolojik bir kriz değil; aynı zamanda bir halk sağlığı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorunu. Yapılan araştırmalar, sıcaklıktaki her 1°C artışın aile içi şiddet vakalarını yüzde 4,7 oranında artırdığını ortaya koyuyor. Uzun süreli sıcak hava dalgaları, özellikle kadınları ekonomik, fiziksel ve psikolojik olarak orantısız biçimde etkiliyor. Konuyu CARE Fransa Direktörü Adéa Guillot ile masaya yatırdık.
Sıcak Hava Dalgaları ve Artan Şiddet
Küresel ortalamalar, sıcak hava dalgalarının daha sık, daha uzun ve daha yoğun hale geldiğini gösteriyor. IPCC raporlarına göre, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30'u yılda en az 20 gün aşırı sıcaklıklara maruz kalacak. Bu durum yalnızca fiziksel sağlık için değil, toplumsal dinamikler için de tehdit oluşturuyor.
Uzmanlar, sıcak hava dalgalarının ekonomik daralmaya, tarımsal verimin düşmesine ve geçim kaynaklarının yok olmasına yol açtığını belirtiyor. CARE Franya Direktörü Adéa Guillot, bu faktörlerin özellikle yoksul bölgelerde kadınları daha kırılgan hale getirdiğini vurguluyor: “Kadınlar, su ve yakacak toplama, gıda üretimi gibi iklime bağımlı işleri daha fazla üstleniyor. İklim şokları bu iş yükünü artırarak kadınları ekonomik olarak güçsüzleştiriyor ve ev içi gerilimi tırmandırıyor.”
Psikolojik araştırmalar, yüksek sıcaklıkların saldırganlık düzeyini yükselttiğini ve bireylerin öfke kontrolünü zorlaştırdığını gösteriyor. Özellikle düşük gelirli hanelerde klimalı yaşam alanlarının olmayışı, sıcak hava dalgalarını daha da katlanılmaz kılıyor. Hindistan, Bangladeş ve bazı Afrika ülkelerinde yapılan saha çalışmaları, sıcak hava dalgalarının ardından kadına yönelik şikayetlerde belirgin artış olduğunu belgeliyor.
Küresel Bir Kriz Olarak Kadın Sağlığı
İklim değişikliği, kadın sağlığını da doğrudan etkiliyor. Sıcak hava dalgaları, gebelik komplikasyonlarını, erken doğum riskini ve bulaşıcı hastalıkların yayılımını artırıyor. Guillot, “Özellikle gelişmekte olan ülkelerde kadınlar sağlık hizmetlerine erişimde zorluk çekiyor. İklim krizi bu zaten kırılgan olan sistemi daha da zorluyor” diyor.
Kadınların iklim karar alma mekanizmalarına katılımının düşük olması sorunu derinleştiriyor. CARE Fransa'nın verilerine göre, ulusal iklim politikalarında kadınların temsili yüzde 20'nin altında. Guillot, “Kadınlar iklim değişikliğinin en ağır yükünü taşıyor ancak çözüm süreçlerinde yeterince yer almıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini iklim politikalarının merkezine koymalıyız” ifadelerini kullanıyor.
Bazı ülkeler, sıcak hava dalgalarına karşı erken uyarı sistemleri kurarken, barınma ve sağlık hizmetlerini güçlendiriyor. Ancak bu önlemlerin kadınların özel ihtiyaçlarını ne kadar karşıladığı tartışma konusu. Guillot, entegre bir yaklaşım çağrısında bulunuyor: “İklim eylem planları, kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizmalarını içermeli. Sıcak hava dalgalarında kadın sığınma evlerinin kapasitesi artırılmalı.”
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akdeniz iklim kuşağında yer alması nedeniyle sıcak hava dalgalarına karşı oldukça hassas. Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, son 50 yılda Türkiye'de aşırı sıcak gün sayısı belirgin şekilde arttı. Bu durum, özellikle tarım sektöründe çalışan kadınları ve göçmen kadın işçileri olumsuz etkiliyor. Türkiye'de aile içi şiddetle mücadele eden kurumların sıcak hava dalgalarının tetiklediği şiddet artışını dikkate alarak kriz yönetimi protokollerini güncellemesi önem taşıyor. Ayrıca, iklim değişikliğine uyum politikalarında toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifinin güçlendirilmesi, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşması için kritik bir adım olacaktır.