Nepal'in başkenti Katmandu ve çevresindeki vadilerde 28-29 Eylül'de meydana gelen şiddetli sel felaketinde en az 180 kişi hayatını kaybetti. İlk belirlemelere göre, aşırı yağışların tetiklediği sel ve toprak kaymaları, ülkenin orta ve doğu bölgelerinde büyük yıkıma yol açtı. Ancak yetkililer, felaketin asıl nedeninin yalnızca yağışlar değil, aynı zamanda Himalayalar'daki buzul göllerinden birinin çökmesi olduğunu düşünüyor. Bu durum, bölgenin aşırı jeolojik koşullarının felaketleri nasıl daha da karmaşık hale getirdiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Felaketin arka planı: Himalayalar'ın kırılgan dengesi
Nepal, dünyanın en yüksek dağ sırası olan Himalayalar'ın eteklerinde yer alıyor. Bu bölge, Hint ve Avrasya tektonik plakalarının çarpışması sonucu oluşmuş ve halen aktif olan bir jeolojik kuşak üzerinde bulunuyor. Bu nedenle bölge; depremler, heyelanlar ve buzul gölü taşkınları gibi doğal afetlere son derece açık. Özellikle iklim değişikliği nedeniyle Himalayalar'daki buzullar hızla eriyor; bu da yüksek rakımlarda buzul göllerinin oluşmasına ve bu göllerin hacimlerinin artmasına neden oluyor. Bu göllerden birinin, örneğin bir deprem veya heyelan sonucu setinin yıkılmasıyla aniden boşalması, aşağı havzalarda devasa sellere yol açabiliyor.
İlk günlerde yetkililer, selin nedenini yoğun muson yağışlarına bağlamıştı. Ancak uydu görüntüleri ve saha incelemeleri, özellikle Katmandu'nun güneyindeki Bagmati Nehri'nin debisindeki ani ve olağanüstü artışın, yalnızca yağışlarla açıklanamayacağını gösterdi. Fransız 24 televizyonunun haberine göre, uzmanlar şimdi felaketin, yüksek kesimlerdeki bir buzul gölünün çökmesiyle tetiklendiği konusunda hemfikir. Nepal hükümeti, olayın kesin nedenini belirlemek için uluslararası uzmanlarla ortak bir soruşturma başlattı.
Sel felaketi yalnızca can kaybına yol açmakla kalmadı; aynı zamanda Katmandu'da ve çevresindeki yerleşimlerde büyük maddi hasara neden oldu. Yüzlerce ev sular altında kalırken, onlarca köprü ve karayolu kullanılamaz hale geldi. Binlerce insan ise evlerini terk etmek zorunda kaldı. Nepal ordusu ve afet ekipleri, helikopterlerle mahsur kalanları kurtarmak ve yardım malzemesi dağıtmak için seferber oldu. Ancak bölgenin zorlu coğrafyası, kurtarma çalışmalarını güçleştiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İklim değişikliğinin ayak sesleri
Himalayalar, Asya'nın su kulesi olarak biliniyor. Buradaki buzullardan beslenen nehirler, Çin, Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve Myanmar dahil olmak üzere bölgedeki yaklaşık 2 milyar insana su sağlıyor. Bu nedenle, Himalayalar'daki buzul erimesi ve buzul gölü taşkınları, yalnızca Nepal için değil, tüm Güney Asya ve ötesi için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Uzmanlar, küresel ısınmanın etkisiyle bu tür felaketlerin sıklığının ve şiddetinin artacağını belirtiyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı'na göre, buzul gölü taşkınları son yıllarda Himalayalar'da en yıkıcı doğal afetlerden biri haline geldi.
Nepal, bu riskleri azaltmak için bazı kritik buzul göllerinde setlerin güçlendirilmesi ve su seviyelerinin kontrollü olarak düşürülmesi gibi projeler yürütüyor. Ancak bu projeler hem teknik hem de mali açıdan büyük zorluklar içeriyor. Ülke, iklim değişikliğinin etkilerine karşı en savunmasız ülkeler arasında yer almasına rağmen, fosil yakıt kullanımı açısından dünyada en düşük sıralarda yer alıyor. Nepal'in karbon salınımı küresel toplamın yalnızca yüzde 0,027'sini oluşturuyor. Bu durum, iklim adaleti tartışmalarını yeniden gündeme getiriyor: Gelişmiş ülkelerin neden olduğu iklim değişikliğinin bedelini, en az etki eden ülkeler ödüyor.
Himalayalar'daki buzul felaketleri aynı zamanda bölgesel iş birliğini zorunlu kılıyor. Çünkü bu nehirler sınır aşan sular olduğu için, yukarı havzada meydana gelen bir felaket aşağı havzadaki ülkeleri de doğrudan etkiliyor. Örneğin, Nepal'den doğan Kosi Nehri, Hindistan'ın Bihar eyaletinde sık sık sellere neden oluyor. Bu nedenle, erken uyarı sistemlerinin kurulması ve veri paylaşımının artırılması gerektiği vurgulanıyor. Ancak bu konudaki iş birliği, bölgedeki siyasi gerilimler nedeniyle istenen seviyeye ulaşamıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Nepal'deki bu felaket, iklim değişikliğinin küresel ölçekte yarattığı tehditlerin ve özellikle dağlık bölgelerdeki kırılganlıkların bir yansıması. Türkiye, benzer jeolojik riskler taşıyan bir coğrafyada yer alıyor; deprem, sel ve heyelan gibi afetlerle sık sık karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle, Nepal'deki afet yönetimi deneyiminden dersler çıkarabilir. Ayrıca, Türkiye’nin geliştirdiği insansız hava araçları ve uydu teknolojileri gibi afet yönetimindeki yetkinlikleri, bu tür durumlarda bölgesel iş birliği için önemli bir araç olabilir. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, Türkiye’nin uluslararası platformlarda gelişmekte olan ülkelerin haklarını savunması ve bu tür felaketlerin önlenmesi için küresel fonların artırılması yönündeki çağrıları, Nepal gibi ülkelerin yükünü hafifletebilir.