İsrail'in işgal altındaki Batı Şeria'da artan Yahudi yerleşimci saldırılarına karşı Filistinlileri korumak için düzenli olarak bölgeye giden bir grup İsrailli, bu aktivizmin arkasındaki itici gücün Yahudi inançları olduğunu söylüyor. Salı günü, yerleşimcilerin taciz ettiği Filistinlilere yardım etmek için koşan en az beş aktivist yaralandı. Bu olay, bölgede tırmanan şiddetin ve sivillerin korunmasındaki zorlukların son örneği olarak dikkat çekiyor.
İnanç Temelli Aktivizm ve Arka Planı
Rabbinik takipçileri ve insan hakları savunucularından oluşan bu grup, Yahudi dininin temel değerlerinin "adalet ve merhamet" olduğunu vurguluyor. Aktivizmleri, Tanah'taki "komşunu kendin gibi sev" ve "zulme karşı dur" ilkelerine dayanıyor. Grup üyeleri, İsrail hükümetinin yerleşimci şiddetine göz yumduğunu ve Filistinlilerin yaşam hakkını korumadığını savunuyor. Son haftalarda, yerleşimcilerin Filistin köylerine yönelik baskınları, zeytin ağaçlarını yakması ve çobanları engellemesi gibi olayların arttığı belirtiliyor. Özellikle Nablus ve Hebron civarındaki köylerde yaşanan gerilim, uluslararası toplumun da dikkatini çekiyor. Aktivistler, bölgeye giderek Filistinli köylülerin yanında duruyor, günlük yaşamlarını gözlemliyor ve şiddet anlarında araya girerek zararın önlenmesine çalışıyor.
Ancak bu çabalar, hem İsrail ordusu hem de bazı yerleşimcilerle sık sık karşı karşıya gelmelerine neden oluyor. İsrail askerleri, aktivistleri "provokasyon" yapmakla suçlarken, yerleşimciler ise onları "hain" olarak nitelendiriyor. Salı günü yaşanan olayda, bir grup yerleşimci Filistinli bir çobana saldırmış, bunu gören aktivistler araya girmiş ve taşlı saldırıya uğramışlardı. Yaralanan aktivistlerden birinin durumunun ağır olduğu, o gece hastanede tedavi altına alındığı öğrenildi. Aktivizmleri yalnızca fiziksel koruma ile sınırlı değil; aynı zamanda Filistinli çiftçilerin hasat döneminde tarlalarına erişimini sağlamak, su kuyularının kapatılmasını engellemek ve ev yıkımlarını protesto etmek gibi faaliyetleri de içeriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Batı Şeria'daki bu aktivist hareketi, İsrail toplumu içindeki derin bölünmüşlüğün bir yansıması olarak değerlendiriliyor. İsrail'in 1967'den bu yana işgal ettiği Batı Şeria'da yaklaşık 700 bin Yahudi yerleşimci bulunuyor. Uluslararası hukuka göre bu yerleşimler yasa dışı kabul edilirken, İsrail hükümeti bunu reddediyor. Son dönemde hükümetin aşırı sağcı bakanları, yerleşimci şiddetini teşvik eder nitelikte açıklamalar yapıyor. Örneğin, Millî Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, polisi yerleşimcilere karşı tutum yumuşatmaya çağırmıştı. Bu durum, uluslararası toplumun İsrail'e yönelik eleştirilerini artırırken, Filistin Yönetimi ise İsrail'i "terörü desteklemekle" suçluyor. Öte yandan, Yahudi aktivistlerin bu çabası, dünya genelinde bazı Yahudi örgütleri tarafından takdirle karşılanıyor ancak İsrail'de marjinal bir kesim olarak görülüyorlar. Orta Doğu'da artan gerilim, bölgesel barış sürecini de olumsuz etkiliyor. BM ve AB, taraflara itidal çağrısı yaparken, bu tür sivil inisiyatiflerin, çatışmanın çözümünde küçük ama umut verici bir umut ışığı olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin meselesine verdiği desteğin uluslararası alanda görünürlüğünü artırabilecek nitelikte. Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasına verdiği desteği her platformda dile getirmektedir. Batı Şeria'daki yerleşimci şiddetinin artması, Türkiye'nin İsrail'e yönelik eleştirilerini güçlendirmesine zemin hazırlayabilir. Ayrıca, Türk kamuoyunda Filistin'e duyulan hassasiyet de göz önüne alındığında, bu haber Türkiye'de geniş yankı bulabilir. Bu tür haberler, Türk dış politikasının Filistin'e yönelik insani yardım projelerinin önemini de vurguluyor. Ancak Türkiye açısından doğrudan bir bağ bulunmamakla birlikte, bölgesel istikrarın sağlanması için Türkiye'nin bu tür çatışmalara karşı arabuluculuk rolü üstlenmesi beklenebilir. Sonuç olarak, bu gelişme Türkiye'nin Orta Doğu politikasında dikkate alacağı unsurlar arasında.