İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Bağdat ziyareti, Tahran yönetiminin son savaşın ardından Irak'taki nüfuzunu yeniden tesis etme çabalarında kritik bir dönüm noktasına işaret ediyor. Ziyaret, Bağdat yönetiminin güçlü silahlı grupları devlet kontrolü altına alma girişimleriyle eş zamanlı gerçekleşirken, İran'ın bölgedeki geleneksel müttefikleriyle ilişkilerinde derin bir ikilem yaşadığını ortaya koyuyor. Bu gelişme, İran'ın Irak'taki uzun soluklu nüfuz stratejisinin sınırlarını ve yeni bölgesel dengeleri gözler önüne seriyor.
Ziyaretin arka planı ve İran'ın stratejik hedefleri
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin Bağdat ziyareti, İran'ın Irak'taki nüfuzunu koruma ve derinleştirme çabalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Kaani, selefi Kasım Süleymani'nin 2020'de ABD'nin Bağdat havaalanına düzenlediği saldırıda öldürülmesinden bu yana bu görevi yürütüyor. Ziyaret, Irak hükümetinin son savaşın ardından silahlı grupları devlet kontrolü altına alma yönündeki adımlarına ilişkin görüşmeler yapmak üzere gerçekleşiyor.
İran, uzun yıllardır Irak'ta Haşdi Şabi olarak bilinen Şii milis gruplarını finanse ederek ve silahlandırarak bölgedeki nüfuzunu artırmıştı. Ancak son dönemde Bağdat yönetimi, bu grupların silahlarını bırakması ve devlet kurumlarına entegre edilmesi yönünde baskı yapıyor. Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani, ülkenin egemenliğini güçlendirmek ve güvenlik güçlerini birleştirmek amacıyla bu adımları atıyor.
Kaani'nin ziyareti sırasında İran'ın, milis grupların tasfiyesine karşı çıkarken aynı zamanda Bağdat'la ilişkilerini sıcak tutmaya çalıştığı belirtiliyor. İran, bu grupların Irak'taki varlığını kendi güvenlik çıkarları için kritik görürken, Sudani hükümetinin devlet otoritesini güçlendirme çabaları Tahran'ı zor durumda bırakıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın Irak'taki bu ikilemi, bölgesel güç dengeleri açısından da önemli sonuçlar doğuruyor. ABD'nin Irak'tan askerlerini çekmesi ve bölgede etkisini azaltması, İran'a daha fazla manevra alanı tanımış olsa da, Tahran'ın bu alanı kullanma kapasitesi sınırlı görünüyor. Öte yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinin Irak'la artan ekonomik iş birliği, İran'ın geleneksel nüfuz alanını daraltıyor.
Irak'ın enerji ve ticaret alanında Körfez ülkeleriyle yakınlaşması, İran'ın ekonomik baskı araçlarını zayıflatıyor. Ayrıca, Irak'ın ABD ile olan stratejik bağları, İran'ın bu ülkedeki siyasi manevralarını kısıtlıyor. Bu durum, Kaani'nin ziyaretinin sadece askeri ve güvenlik boyutlarıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda ekonomik ve diplomatik alanlarda da İran'ın zorluklarla karşılaştığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İran'ın Irak'taki nüfuz mücadelesi, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bölgesel bir gelişme olarak öne çıkıyor. Türkiye, Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığına karşı yürüttüğü operasyonlarda Bağdat yönetimiyle iş birliği yaparken, İran destekli milislerin kontrolü altındaki bölgelerdeki istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik kaygılarını artırabilir. Ayrıca, Irak'ta devlet otoritesinin güçlenmesi, Türkiye'nin ticaret ve enerji iş birliği açısından olumlu bir gelişme olabilir. Ancak İran'ın tepkisi, bölgede yeni bir gerilim kaynağı yaratabilir. Türkiye'nin, Irak'taki dengeleri gözeterek hem Bağdat'la hem de bölgesel aktörlerle ihtiyatlı bir diplomasi yürütmesi gerekiyor.