Küresel ekonomi pandemi sonrası dönemde uzun süre 'K şeklinde' bir toparlanma yaşadığı varsayımıyla analiz edildi. Bu modele göre, ekonominin bir kısmı (yüksek gelirli gruplar ve teknoloji sektörü) hızla yükselirken, diğer kısmı (düşük gelirli çalışanlar ve geleneksel sektörler) derin bir çukurda kaldı. Ancak son dönemde bu görüş birliği dağılmış durumda. Artık ekonomistler mevcut durumu tanımlamak için C, E ve hatta I gibi harflerle ifade edilen farklı senaryolar üzerinde tartışıyor. Peki, bu harfler ne anlama geliyor ve neden ekonomistler ortak bir noktada buluşamıyor?
K Şeklinden Neden Vazgeçildi?
K şeklindeki toparlanma tezi, pandeminin ilk yıllarında (2020-2021) oldukça popülerdi. O dönemde milyonlarca düşük gelirli işçi işini kaybederken, hisse senedi piyasaları ve teknoloji devleri rekor kârlar açıklıyordu. Örneğin, ABD'de en zengin yüzde 1'in serveti pandemi sırasında 12 trilyon dolar artarken, en alttaki yüzde 50'nin toplam serveti azaldı. Bu eşitsizlik tablosu K harfinin iki ayrılan kolunu andırıyordu.
Ancak 2023'ten itibaren bu tablo değişmeye başladı. Enflasyonun yükselmesi, merkez bankalarının faiz artırımları ve bazı sektörlerdeki normalleşme, K şeklinin alt kolundakilerin bir kısmını yukarı çekerken, üst koldakileri de aşağı çekti. Özellikle düşük gelirli işçiler, sıkı işgücü piyasası sayesinde ücret artışları elde etti. ABD'de asgari ücretli çalışanların saatlik kazançları pandemi öncesine göre yüzde 20'den fazla arttı. Aynı dönemde teknoloji sektöründe büyük işten çıkarmalar yaşandı; meta, Amazon ve Google gibi şirketler on binlerce çalışanını işten çıkardı. Bu gelişmeler, K şeklinin üst kolunun kırıldığını gösterdi.
Öte yandan, enflasyonun düşük gelirli hanelere orantısız etkisi devam etti. Gıda ve enerji fiyatlarındaki artış, ücret artışlarını neredeyse sıfırladı. Bu durum, ekonominin bir bütün olarak iyileştiğini ancak hane halklarının hâlâ zorlandığını gösteriyor. Bu karmaşık tablo karşısında ekonomistler, tek bir harfin durumu açıklamakta yetersiz kaldığını söylüyor.
Yeni Öneriler: C, E ve Ötesi
K şeklinin terk edilmesiyle birlikte çeşitli alternatif modeller öne çıktı. Bazı ekonomistler, ekonominin 'C şeklinde' ilerlediğini savunuyor. Bu modele göre, pandemi sırasında keskin bir düşüş yaşayan ekonomi, güçlü bir toparlanmayla eski seviyesini aştı ve şimdi olgunlaşma döneminde yatay bir seyir izliyor. Örneğin, ABD ve euro bölgesinde GSYİH, pandemi öncesi seviyelerin üzerine çıktı. Ancak büyüme hızı yavaşladı; bu durum, C harfinin üst kısmının düzleşmesi olarak yorumlanıyor.
Diğer bir grup ekonomist ise 'E şeklinde' bir senaryo öne sürüyor. Bu yaklaşım, ekonomik faaliyetlerin sektörler arasında eşitsiz bir şekilde dağıldığını ve birden fazla küçük dalgalanmanın yaşandığını ifade ediyor. Örneğin, hizmet sektöründe canlılık sürerken, imalat sanayisinde resesyon belirtileri görülüyor. Avrupa'da enerji yoğun sektörler zorlanırken, savunma sanayii ve yeşil enerji yatırımları patlama yaşıyor. Bu durum, ekonominin tek bir yöne değil, birçok kola ayrılan bir yapıda ilerlediğini gösteriyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ise daha temkinli bir yaklaşımla 'kademeli bir yavaşlama' senaryosu çiziyor. IMF Başekonomisti Pierre-Olivier Gourinchas, son raporlarda küresel ekonominin 'sert bir iniş' yerine 'yumuşak bir iniş' yapabileceğini ancak risklerin hâlâ yüksek olduğunu belirtiyor. Gourinchas, "Tek bir harf bu karmaşık tabloyu açıklamak için yeterli değil. Sektörel ayrışmalar ve ülke farklılıkları nedeniyle birden fazla senaryoyu bir arada değerlendirmek gerekiyor" diyor.
Küresel Güney ve Yükselen Ülkelerde Farklı Tablo
Ekonomistlerin üzerinde durduğu bir diğer önemli nokta, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki farklılaşma. Hindistan ve Çin gibi ülkeler güçlü büyüme oranlarıyla dikkat çekerken, birçok Afrika ülkesi artan borç yükü ve gıda güvensizliğiyle mücadele ediyor. Bu durum, küresel ekonominin 'K şeklinde' bir iyileşme yaşamadığını, aksine 'çok hızlı bir yarış' içinde olduğunu gösteriyor: Bazı ülkeler yarışın önünde koşarken, diğerleri yerinde sayıyor.
Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin ardından uygulanan yaptırımlar ve enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, özellikle Avrupa'yı etkiledi. Almanya, enerji yoğun sanayisindeki zorluklar nedeniyle ciddi bir durgunluk riskiyle karşı karşıya. Buna karşın ABD, teknoloji ve savunma harcamaları sayesinde daha dirençli bir görünüm sergiliyor. Bu ayrışma, ekonomistlerin tek bir model üzerinde anlaşmasını daha da zorlaştırıyor.
Uzmanlar, merkez bankalarının faiz politikalarındaki belirsizliğin de bu tabloyu karmaşıklaştırdığını vurguluyor. ABD Merkez Bankası (Fed) faiz oranlarını ne zaman indireceği konusunda net sinyal vermezken, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ise enflasyondaki düşüşe rağmen temkinli davranıyor. Bu belirsizlik, işletmelerin yatırım kararlarını ertelemesine ve ekonomik aktivitenin yavaşlamasına neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye ekonomisi, küresel konjonktürdeki bu belirsizliklerden doğrudan etkileniyor. Özellikle ihracatçı firmalar, Avrupa'daki zayıf talebin ve enerji maliyetlerinin baskısı altında. Merkez Bankası'nın sıkı para politikasına rağmen enflasyonun yüksek seyretmesi, Türkiye'nin 'K şeklindeki' iyileşme deneyimini farklı kılıyor. Uzmanlar, Türkiye'nin küresel ekonomideki ayrışmalardan faydalanmak için yeşil dönüşüm ve teknoloji yatırımlarına öncelik vermesi gerektiğini; aksi halde orta gelir tuzağına yakalanma riskinin arttığını belirtiyor. Ayrıca, gelişmiş ülkelerin faiz indirimlerine başlaması halinde Türkiye'ye yönelik sermaye akışının hızlanması ve TL varlıklarına talebin artması bekleniyor.