ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, Jackson Hole sempozyumunda yaptığı açıklamalarla, Başkan Donald Trump yönetimiyle adeta bir rota çatışmasına girdi. Powell'ın, ekonominin güçlü seyretmesi halinde faiz artırımlarına devam edilebileceğini ima etmesi, Beyaz Saray'ın düşük borçlanma maliyeti beklentisiyle taban tabana zıt bir mesaj olarak yorumlandı. Bu durum, Kasım ayında yapılacak ara seçimler öncesinde piyasalarda hareketliliğe yol açarken, başkanın Fed'e yönelik artan eleştirilerini de beraberinde getirdi.
Powell'ın Jackson Hole Mesajı ve Piyasaların Tepkisi
Jackson Hole'da konuşan Fed Başkanı Powell, ABD ekonomisinin 'güçlü' bir konumda olduğunu belirterek, şu anda faiz oranlarının 'genişleyici' olduğunu ve ekonominin aşırı ısınmasını önlemek için kademeli sıkılaştırmanın uygun olduğunu söyledi. Powell'ın bu açıklamaları, Fed'in bu yıl iki kez daha faiz artırabileceği beklentilerini güçlendirdi. Piyasalar, Powell'ın mesajını önceki konuşmalarına kıyasla daha şahin (hawkish) bir ton olarak değerlendirdi. ABD 10 yıllık tahvil faizleri yükselirken, dolar endeksi güç kazandı. Ancak Powell'ın bu tutumu, Beyaz Saray'da rahatsızlık yarattı.
Bilindiği üzere Başkan Donald Trump, düşük faiz oranlarının ekonomik büyümeyi hızlandıracağını ve doların ihracatçılar için daha rekabetçi hale getireceğini savunarak Fed'in faiz artırımlarına açıkça karşı çıkmıştı. Trump, geçtiğimiz haftalarda yaptığı bir dizi açıklamada Powell'ı eleştirerek, Fed'in para politikasını ABD'nin ekonomik hedefleriyle uyumlu hale getirmesi gerektiğini dile getirmişti. Hatta başkan, Jerome Powell'ı kendisinin atadığını hatırlatarak, Fed'in bağımsızlığına yönelik geleneksel normları zorlayan ifadeler kullanmıştı. Beyaz Saray Ekonomi Danışmanları Konseyi üyesi Kevin Hassett'in geçtiğimiz hafta yaptığı 'Başkanın Fed'in kararlarından memnun olmadığı' yönündeki açıklamaları, bu gerilimi daha da görünür kılmıştı.
Trump'ın Fed'e Baskısı ve Ara Seçim Dinamikleri
Başkan Trump'ın Fed'e yönelik bu alışılmadık baskısının arkasında, ara seçimlerdeki hesapları olduğu değerlendiriliyor. Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde, ekonomik büyümenin sürdürülmesi ve borsaların zirvede kalması, Trump yönetimi için kritik bir başarı göstergesi olarak görülüyor. Düşük faizlerin hem tüketici harcamalarını hem de yatırımları canlı tutacağına inanan Başkan, Fed'in 'aşırı sıkılaşma' politikasının ekonomik ivmeyi kesebileceğini öne sürüyor. Ancak merkez bankasının bağımsızlığı ilkesi, para politikasının siyasi etkilerden bağımsız olmasını gerektiriyor. Powell'ın Jackson Hole konuşması, bu ilkeyi vurgulayarak, 'uzun vadeli ekonomik refahın anahtarının bağımsızlık olduğunu' ima etti.
Öte yandan Fed'in faiz artırımlarına devam etmesi halinde, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler başta olmak üzere küresel piyasalarda oynaklığın artması bekleniyor. Gelişmiş ülkelerdeki merkez bankalarının para politikalarındaki normalleşme, gelişen ülkelerden sermaye çıkışlarına neden olabilir. Bu durum da doların küresel çapta güçlenmesine ve gelişen ülke para birimlerinin değer kaybetmesine yol açıyor. Ekonomistler, Powell'ın şahin duruşunun, başta faiz yükü yüksek ülkeler olmak üzere birçok gelişen piyasa ekonomisi için yeni bir risk faktörü oluşturabileceği uyarısında bulunuyor. ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşının sürdüğü bir dönemde, Fed'in sıkılaşma adımları, küresel büyüme dinamiklerini de olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fed'in faiz artırımına gitmesi, Türkiye ekonomisi üzerinde doğrudan etkili olabilecek bir gelişme. Faiz artışı, doların küresel çapta değerlenmesine yol açarak Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Bu durum, ithalatı pahalılandırıp enflasyonu artırabilir ve cari açığı olumsuz etkileyebilir. Ancak Türkiye'nin son dönemde uyguladığı politikalarla, döviz rezervlerini artırmaya çalışması ve yabancı sermaye çekmeye yönelik adımları, sürecin etkilerini hafifletmeyi amaçlıyor. Yine de Fed'in öngörülebilir ve şeffaf bir politika izlemesi, Türkiye gibi gelişen ekonomiler için belirsizliği azaltıcı bir faktör olacaktır.