Japonya, yüzyıllardır süregelen imparatorluk tahtının sadece erkek varislere geçmesini öngören yasayı revize etmeye hazırlanıyor. Hükümet, tahtın erkek soyundan gelmesi kuralının kaldırılması ve kadın üyelerin de imparator olabilmesinin önünü açmak için bir yasa değişikliği üzerinde çalışıyor. Bu gelişme, ülkenin en popüler kraliyet üyelerinden biri olan Prenses Aiko'nun (23) taht için uygun görülmemesiyle ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Ancak, ülkenin ilk kadın başbakanı olma yolunda ilerleyen Sanae Takaichi, kadın imparator fikrine karşı çıkıyor. Konu, Japonya'nın hem geleneksel değerleri hem de modern toplumsal beklentileri arasında bir denge arayışını yansıtıyor.
Gelişmenin arka planı
Japonya İmparatorluk Yasası, 1947'den bu yana tahtın sadece erkek soyundan geçmesini şart koşuyor. Mevcut İmparator Naruhito'nun bir erkek çocuğu yok; tek çocuğu Prenses Aiko. Eğer yasa değişmezse, taht Naruhito'nun kardeşi Prens Fumihito'ya ve ardından onun oğlu Prens Hisahito'ya geçecek. Prenses Aiko, kamuoyu yoklamalarında imparator olarak görülmeyi en çok istenen kraliyet üyesi olarak öne çıkıyor. Ancak, muhafazakar kesim ve bazı siyasetçiler, imparatorluk ailesinin bin yıllık erkek soyunun bozulmasına karşı çıkıyor. Japonya Başbakanı Fumio Kishida, yasa değişikliğinin 'kaçınılmaz' olduğunu belirtirken, eski İçişleri Bakanı ve Liberal Demokrat Parti'nin önde gelen isimlerinden Sanae Takaichi, 'kadın imparatorun geleneksel aile yapısına zarar vereceğini' savunuyor. Takaichi, ayrıca kadın imparatorun eşinin de kraliyet ailesine katılması gerekeceğini ve bunun kan bağını zayıflatacağını öne sürüyor.
Bu tartışma, Japonya'nın düşük doğum oranları ve yaşlanan nüfusuyla da bağlantılı. İmparatorluk ailesinde sadece 17 üye bulunuyor ve bunların çoğu yaşlı. Ailenin devamlılığı için yasal düzenlemelerin yanı sıra, kadın üyelerin evlendikten sonra kraliyet statüsünü kaybetmelerini önleyen bir değişiklik de gündemde. Şu anda bir prenses, sıradan bir vatandaşla evlendiğinde kraliyet unvanını kaybediyor. Bu kuralın kaldırılması, ailenin sayıca küçülmesini engelleyecek.
Bölgesel veya küresel boyut
Japonya'daki bu yasa değişikliği, Asya'daki diğer monarşiler için de emsal teşkil edebilir. Örneğin, Tayland'da kraliyet ailesinde kadınların tahta çıkması mümkün değil; ancak 2016'da yapılan bir yasa değişikliğiyle kralın kızı prenseslerin taht sırasına girmesi sağlandı. Malezya'da ise dokuz eyalet sultanı arasında dönüşümlü olarak seçilen kral, erkek soyundan gelmek zorunda. Japonya'nın bu adımı, bölgede kadın liderliğine yönelik tutumları da etkileyebilir. Öte yandan, Avrupa monarşilerinde (İsveç, Norveç, Belçika, Hollanda) kadınların tahta çıkması yıllardır mümkün. Japonya, bu anlamda modern dünyadaki son erkek egemen monarşilerden biri olarak kalıyor.
Küresel ölçekte, Japonya'nın bu hamlesi, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ülkenin uluslararası imajını güçlendirebilir. Japonya, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi tarafından sık sık tahtın erkeklere ayrılması konusunda eleştiriliyor. Yasa değişikliği, aynı zamanda Başbakan Kishida'nın 'Yeni Kapitalizm' gündemi kapsamında kadınların iş gücüne katılımını artırma hedefleriyle de örtüşüyor. Ancak, muhafazakar kanadın direnci nedeniyle değişikliğin ne zaman hayata geçeceği belirsiz. Muhalefet partileri ve sivil toplum örgütleri, sürecin hızlandırılmasını talep ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'daki bu gelişme, Türkiye için doğrudan bir dış politika meselesi olmasa da, dolaylı etkileri bulunuyor. Türkiye, cumhuriyet rejimiyle monarşilerden farklı bir yönetim modeline sahip; ancak Japonya'nın yasa değişikliği, Asya'da toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda artan farkındalığı gösteriyor. Türkiye, kadın hakları ve siyasi katılım konusunda benzer tartışmalar yaşıyor; özellikle kadın milletvekili oranı ve yönetici pozisyonlarında kadın temsili gündemde. Japonya'nın bu adımı, uluslararası kamuoyunda kadın liderliğine yönelik olumlu bir hava yaratabilir ve Türkiye'nin de bu alandaki reformlarını hızlandırması için bir referans olabilir. Ayrıca, Japonya ile Türkiye arasındaki ticari ve diplomatik ilişkilerde, ortak değerler vurgusu yapılabilir.