Japonya'nın 1967 yılında ilan ettiği ve 1971'de parlamento kararıyla resmiyet kazanan üç nükleer karşıtı ilke — nükleer silah bulundurmama, üretmeme ve topraklarına sokmama — son dönemde hükümet içinden gelen açıklamalarla yeniden tartışmaya açıldı. Başbakan Fumio Kishida'nın özel danışmanı ve eski Savunma Bakanı Itsunori Onodera, 16 Nisan 2024'te yaptığı açıklamada, ilkelerin "gerçekçi olmadığını" ve caydırıcılık açısından gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi. Onodera, özellikle ABD'nin nükleer şemsiyesi altında Japonya'nın güvenliğinin sağlanması için ilkelerin esnetilmesi gerektiğini savundu. Bu açıklama, Japonya'nın savaş sonrası güvenlik politikasının temel taşlarından birini hedef alması nedeniyle ülke içinde ve bölgede yankı uyandırdı.
Üç Nükleer Karşıtı İlkenin Tarihsel Arka Planı
Japonya'nın üç nükleer karşıtı ilkesi, 1967'de dönemin Başbakanı Eisaku Sato tarafından dile getirildi ve 1971'de Japonya Parlamentosu tarafından kabul edildi. İlkeler, II. Dünya Savaşı'nda Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının yarattığı travmanın ardından, Japonya'nın nükleer silahlardan tamamen uzak durmasını öngörüyordu. Sato, bu ilkeler nedeniyle 1974'te Nobel Barış Ödülü'nü aldı. Ancak ilkelerin yasal bağlayıcılığı tartışmalıdır; parlamento kararı niteliğindedir ve anayasal bir hüküm değildir. Yine de Japonya'nın nükleer silahlara karşı duruşunun sembolü haline gelmiştir.
İlkelerin en sorunlu ayağı, "topraklarına sokmama" ilkesidir. Soğuk Savaş döneminde ABD ile yapılan gizli anlaşmalar çerçevesinde, ABD savaş gemilerinin Japonya limanlarına nükleer silah taşıyarak girmesine göz yumulduğu iddiaları uzun yıllar tartışıldı. 2010'da ortaya çıkan belgeler, bu tür anlaşmaların varlığını doğruladı. Dolayısıyla ilkeler, pratikte tam olarak uygulanmamış olabilir. Yine de resmi politika olarak korunması, Japonya'nın nükleer silahlardan uzak durma taahhüdünün göstergesi olarak görülüyor.
Değişen Güvenlik Ortamı ve Tartışmanın Nedenleri
Onodera'nın açıklamaları, Japonya'nın çevresindeki güvenlik ortamının son yıllarda hızla değişmesiyle yakından ilgili. Kuzey Kore'nin nükleer ve füze programını hızlandırması, Çin'in askeri modernizasyonu ve Tayvan Boğazı'ndaki gerilim, Japonya'yı savunma politikasını gözden geçirmeye itiyor. 2022'de Japonya, Ulusal Güvenlik Stratejisi'ni güncelleyerek savunma harcamalarını GSYİH'nın %2'sine çıkarma kararı aldı. Ayrıca, "karşı saldırı kapasitesi" olarak adlandırılan ve düşman üslerini vurabilecek yetenekler edinme planı da bu kapsamda değerlendiriliyor.
Bu bağlamda, nükleer caydırıcılık konusundaki tartışmalar da alevlendi. Bazı muhafazakâr politikacılar ve güvenlik uzmanları, Japonya'nın ABD'nin nükleer şemsiyesine daha fazla güvenmesi gerektiğini, hatta kendi nükleer silahlarını edinmesinin düşünülmesi gerektiğini savunuyor. Ancak kamuoyu araştırmaları, Japon halkının büyük çoğunluğunun nükleer silahlara karşı olduğunu gösteriyor. Özellikle Hiroşima ve Nagazaki'nin bombalanmasının yıldönümlerinde yapılan anma törenleri, bu duyarlılığı canlı tutuyor.
Başbakan Kishida, Onodera'nın açıklamalarının ardından yaptığı açıklamada, üç ilkenin korunacağını belirtti. Ancak Kishida'nın da selefi Shinzo Abe gibi nükleer paylaşım konusunda daha esnek bir tutum sergilediği biliniyor. Nitekim 2022'de yapılan Ulusal Güvenlik Stratejisi'nde, "nükleer paylaşım" (nuclear sharing) seçeneğinin değerlendirilebileceğine dair ifadeler yer almıştı. Bu durum, ilkelerin geleceğinin hükümetin siyasi iradesine bağlı olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımaları
Japonya'nın nükleer karşıtı ilkelerini sorgulaması, Asya-Pasifik bölgesinde nükleer yayılma endişelerini artırabilir. Güney Kore'de de benzer tartışmalar yaşanıyor; bazı siyasetçiler ve kamuoyu, ABD'nin nükleer şemsiyesine güvenmek yerine kendi nükleer programını geliştirmeyi öneriyor. Tayvan da nükleer silah edinme konusunda zaman zaman gündeme geliyor. Japonya'nın ilkelerini esnetmesi, bölgede bir domino etkisi yaratabilir ve nükleer silahların yayılmasını önleme rejimine zarar verebilir.
Öte yandan, Japonya'nın nükleer silahlara karşı duruşu, küresel nükleer silahsızlanma çabaları için önemli bir sembol. Nükleer Silahların Yasaklanması Antlaşması (TPNW) gibi girişimlerde Japonya'nın aktif rol alması bekleniyordu, ancak Japonya bu antlaşmaya taraf olmadı. Yine de üç ilke, Japonya'nın nükleer silahsızlanma konusundaki taahhüdünün bir göstergesi olarak görülüyor. İlkelerin zayıflatılması, uluslararası alanda Japonya'nın güvenilirliğini sarsabilir.
Ayrıca, Japonya'nın nükleer enerji politikası da bu tartışmadan etkilenebilir. Ülke, 2011 Fukuşima felaketinin ardından nükleer santrallerini kapatmış, ancak son yıllarda enerji güvenliği endişeleriyle yeniden devreye alma çalışmaları başlatmıştı. Nükleer silah tartışmaları, nükleer enerji konusundaki hassasiyetleri yeniden alevlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın nükleer karşıtı ilkelerini tartışmaya açması, küresel nükleer düzende önemli bir sarsıntıya işaret ediyor. Türkiye, NATO üyesi olarak ittifakın nükleer paylaşım düzenlemelerine ev sahipliği yapıyor ve kendi güvenlik ortamında benzer caydırıcılık tartışmalarını yaşıyor. Japonya gibi nükleer silahlardan uzak durma taahhüdü olan bir ülkenin bu ilkeyi sorgulaması, nükleer yayılma endişelerini artırarak Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel güvenlik hesaplarını etkileyebilir. Ayrıca, Japonya'nın savunma harcamalarını artırması ve anayasal yorumunu değiştirmesi, Asya-Pasifik'teki güç dengesini değiştirerek küresel istikrara etki edebilir. Türkiye, nükleer silahsızlanma çabalarını destekleyen bir ülke olarak, Japonya'nın bu tartışmasını yakından izlemeli ve uluslararası forumlarda tutumunu netleştirmelidir.