Japonya Merkez Bankası (BOJ), politika faizini 25 baz puan artırarak %1,00'den %1,25'e yükseltti. Bu, ülkenin neredeyse 31 yıl sonra gördüğü en yüksek faiz oranı oldu. Karar, Japonya'da yükselen tüketici fiyatlarının ekonomiyi olumsuz etkilemesini engellemeyi hedefliyor. BOJ'un hamlesi, ABD Merkez Bankası (Fed) ve Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) sıkı para politikalarını takip ediyor. Piyasalar kararı genel olarak bekliyordu; ancak karar sonrası Japon yeni dolara karşı değer kazandı.
Faiz Artışının Arka Planı
Japonya, uzun yıllar boyunca deflasyon ve düşük enflasyonla mücadele etti. 1990'lı yıllardan bu yana faiz oranları sıfıra yakın seyretti. Ancak 2022'den itibaren küresel emtia fiyatlarındaki artış, tedarik zinciri sorunları ve zayıf yen, ithal maliyetlerini yükselterek enflasyonu tetikledi. 2024'te BOJ, negatif faiz politikasına son vererek normalleşme adımları atmaya başladı. 2025 boyunca kademeli artışlar geldi. Son artışla birlikte faiz, Mart 1995'ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştı.
BOJ Başkanı Kazuo Ueda, karar sonrası yaptığı açıklamada, "Enflasyonun hedefimiz olan %2'nin üzerinde seyretmesi ve ücret artışlarının güçlenmesi, para politikasının normalleştirilmesi için uygun zemini oluşturdu" dedi. Ueda, gelecekteki adımların verilere bağlı olacağını vurguladı. Karar, yönetim kurulunda 7'ye karşı 2 oyla alındı.
Japonya'da çekirdek enflasyon (taze gıda hariç) Ağustos ayında yıllık %2,8 olarak açıklandı; bu, merkez bankasının %2 hedefinin üzerinde 17. aya işaret ediyor. Hizmet fiyatlarındaki artış ve şirketlerin bahar aylarındaki ücret zamları da enflasyonu destekleyen unsurlar arasında.
Küresel ve Bölgesel Boyut
Japonya'nın faiz artırımı, küresel para politikalarındaki senkronizasyona işaret ediyor. Fed, 2022-2023 döneminde agresif faiz artırımları yapmış, ECB ise 2024'e kadar sıkılaştırmayı sürdürmüştü. Japonya'nın uzun süre gevşek politikada kalması, yenin değer kaybetmesine ve carry trade işlemlerinin artmasına neden olmuştu. Şimdi BOJ'un normalleşmesi, küresel sermaye akımlarını etkileyebilir. Özellikle gelişmekte olan piyasalar, Japon yatırımcıların tersine dönme riskiyle karşı karşıya. Asya-Pasifik bölgesinde Güney Kore ve Tayvan gibi ihracatçı ekonomiler, yenin değer kazanmasıyla rekabet avantajı elde edebilir. Ancak Çin, deflasyonist baskılarla boğuşurken Japonya'nın sıkılaşması bölgesel ayrışmayı derinleştirebilir.
Öte yandan, Japonya'nın kamu borcu GSYH'nin %250'sini aşmış durumda. Faiz artışı, borçlanma maliyetlerini artırarak bütçe üzerinde baskı oluşturabilir. Hükümet, 2026 mali yılı bütçesinde faiz giderlerine daha fazla pay ayırmak zorunda kalabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya'nın faiz artışı, Türkiye'nin ekonomi politikalarını dolaylı yollardan etkileyebilir. Küresel risk iştahındaki değişim, gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını yönlendirir. Japon yatırımcıların carry trade pozisyonlarını kapatması, Türkiye gibi yüksek getirili piyasalardan çıkışı hızlandırabilir. Ayrıca, yenin değer kazanması, Türkiye'nin Japonya'ya olan ihracatını olumsuz etkileyebilir; ancak ithalatta maliyet düşüşü sağlayabilir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın faiz politikası, Fed ve ECB kadar BOJ'u da yakından izlemesi gereken bir dönemde. Orta Doğu ve Asya arasında ticaret koridoru olma hedefi olan Türkiye için, Japonya'nın para politikası normalleşmesi, bölgesel finansal istikrar açısından önem taşıyor.