2013 yılında Başbakan Şinzo Abe'nin "Abenomics" politikalarıyla Japonya'da tarihi bir para politikası dönüşümü başlatıldığında, yen aşırı değerliydi ve gevşek para politikası acil bir ihtiyaç halindeydi. Aradan geçen on yılı aşkın sürede Japonya ekonomisi köklü bir değişim yaşadı: enflasyon hedeflere ulaştı, işgücü piyasası daraldı ve ücretler yükselmeye başladı. Bugün ise durum tam tersine dönmüş durumda. Artık yen tarihi düşük seviyelerde, enflasyon ise yüzde 2 hedefinin üzerinde seyrediyor. Bu tablo, Japonya Merkez Bankası'nın (BOJ) faiz artırımına gitmesi gerektiği yönündeki tezleri güçlendiriyor. Ancak karar, küresel piyasalar ve özellikle gelişmekte olan ekonomiler için ciddi yansımalar doğurabilir.
Abenomics'ten Bugüne: Değişen Dinamikler
2013 yılında Japonya, uzun süren deflasyon ve durgunlukla mücadele etmek için Abenomics'in üç okunu devreye soktu: agresif parasal genişleme, mali teşvik ve yapısal reformlar. BOJ, o dönemde devlet tahvili alımlarını artırarak piyasaya likidite pompaladı ve yenin değer kaybetmesine izin verdi. Bu politikalar sayesinde ihracatçı firmalar rekabet gücü kazandı, hisse senetleri yükseldi ve kısa vadede ekonomik canlanma sağlandı. Ancak 2020'li yıllara gelindiğinde Japonya’nın karşı karşıya olduğu sorunlar değişti. Pandemi sonrası tedarik zinciri sıkıntıları ve enerji fiyatlarındaki artış, tüketici fiyatlarını yukarı çekti. 2022 ve 2023 yıllarında enflasyon yüzde 4’e kadar çıkarak BOJ’un yüzde 2 hedefini aştı. Aynı dönemde diğer gelişmiş ülke merkez bankaları faiz artırırken, BOJ negatif faiz politikasını sürdürdü. Bu durum, yenin dolar karşısında 150 seviyesini aşarak 1990’dan bu yana en düşük değerini görmesine neden oldu. Düşük yen, ithalat faturalarını şişirerek enflasyonu daha da körükledi. Öte yandan, ülkenin yaşlanan nüfusu ve daralan işgücü piyasası ücretleri yükseltirken, bu durum şirket karlarını baskı altına aldı.
BOJ Başkanı Kazuo Ueda, bu yılki politika toplantılarında faiz artırım sinyalleri verse de zamanlama konusunda temkinli davranıyor. Banka, 2024 Mart ayında 17 yıl sonra ilk faiz artırımını yaparak kısa vadeli faizi yüzde 0.1’e çıkardı, ancak bu artış sembolik düzeyde kaldı. Ueda, enflasyon beklentilerinin henüz istikrarlı olmadığını ve ücret artışlarının sürdürülebilirliğini izlemek istediklerini belirtiyor. Oysa ekonomistler, BOJ'un 2024 sonuna kadar faizi yüzde 0.5’e yükseltmesi gerektiğini savunuyor.
Küresel Boyut: Yen Carry Trade ve Asya Piyasaları
Japonya’nın faiz kararı, yalnızca iç ekonomi için değil, küresel finansal istikrar açısından da kritik önem taşıyor. Yıllardır süren düşük faiz ortamı, yatırımcıların Japonya’dan borçlanarak daha yüksek getirili varlıklara yatırım yaptığı "yen carry trade" işlemlerini körükledi. BOJ'un faiz artırması, bu işlemlerin çözülmesine ve yenin hızla değer kazanmasına yol açabilir. Bu durum, başta ABD ve Avrupa olmak üzere gelişmiş ülke tahvillerinde dalgalanmaya neden olabilir. Asya'da ise Çin, Güney Kore ve Tayvan gibi ihracatçı ekonomiler, yenin güçlenmesiyle rekabet avantajı kaybedebilir. Ayrıca, Japonya'nın büyük miktarda ABD Hazine tahvili tutması, faiz artışı durumunda bu varlıkların tasfiyesine gidilmesi durumunda küresel faiz oranlarını yukarı çekebilir. Gelişmekte olan ekonomiler için risk daha da yüksek: Japonya’dan çıkacak sermaye akımları, kırılgan ekonomilerde kur krizlerini tetikleyebilir.
Öte yandan, BOJ'un faiz artırması enflasyonla mücadeleye yardımcı olurken, ekonomik büyümeyi yavaşlatma riski de taşıyor. Japonya’nın 2023'te yüzde 1.9 büyüdüğü tahmin ediliyor; ancak 2024 ve 2025 için büyüme tahminleri yüzde 1’in altına gerilemiş durumda. Bu nedenle BOJ, birdenbire şahinleşmekten kaçınarak kademeli bir artış stratejisi izleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya Merkez Bankası'nın faiz artırma ihtimali, Türkiye için dolaylı ancak önemli etkiler barındırıyor. Öncelikle, Japon yatırımcıların gelişmekte olan piyasalardan çekilmesi, Türkiye gibi cari açık veren ekonomilerde sermaye çıkışına neden olabilir. Bu durum, Türk lirası üzerinde ek baskı yaratırken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın faiz politikasını daha da karmaşık hale getirebilir. Ayrıca, yenin değer kazanması, Türkiye'nin Japonya ile ticaretinde ihracatını pahalılaştırabilir, ancak Japon turizmini artırarak hizmet gelirine olumlu yansıyabilir. Küresel faizlerin yükselmesi, Türkiye'nin dış borçlanma maliyetlerini artırma riski taşıyor. Türkiye, Japonya'nın faiz kararını yakından izlemeli ve olası sermaye akışı dalgalanmalarına karşı hazırlıklı olmalıdır.