Japonya ve Güney Kore’de stratejik elitler arasında yapılan yeni bir anket, her iki ülkede de nükleer silah edinme konusunda mevcut şüpheci tutumun sürdüğünü ancak bu eğilimin kolayca tersine dönebileceğini ortaya koydu. Ankete katılanlar, şu aşamada nükleer silahlanmanın gereksiz olduğunu düşünürken, komşu ülkenin bu yönde bir adım atması halinde hızla aynı yola girebileceklerini ifade ediyor. Bu durum, Doğu Asya’da nükleer bir domino etkisi yaratma potansiyeli taşıyor.
Anketin detayları ve mevcut tutum
Chicago Küresel İlişkiler Konseyi tarafından yürütülen araştırma, Japonya ve Güney Kore’nin dış politika ve güvenlik alanındaki karar alıcıları arasında nükleer silahlanmaya yönelik eğilimleri ölçtü. Sonuçlara göre, her iki ülkede de elitlerin büyük çoğunluğu nükleer silah edinmenin ulusal güvenliğe katkı sağlamayacağını düşünüyor. Ancak bu fikrin zayıf olduğu da anlaşılıyor; zira katılımcıların önemli bir kısmı, eğer diğer ülke nükleer silah programı başlatırsa, kendi ülkelerinin de harekete geçmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle Güney Kore’de bu oran daha yüksek. Güney Koreli stratejistler, Japonya’nın nükleer silahlanması durumunda Seul’ün de benzer bir yola girmesinin kaçınılmaz olacağını vurguluyor. Japonya’da ise durum biraz daha karmaşık; pasifist anayasa ve nükleer karşıtı kamuoyu, Tokyo’nun bu yönde adım atmasını zorlaştırıyor. Ancak uzmanlar, Kuzey Kore’nin artan tehditleri ve ABD’nin bölgedeki caydırıcılık garantisinin sorgulanmaya başlamasıyla birlikte bu tablonun değişebileceğini belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Anket sonuçları, Doğu Asya’da nükleer silahlanmanın sadece Kuzey Kore ile sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor. Japonya ve Güney Kore’nin nükleer silah sahibi olması, bölgedeki güç dengesini kökünden değiştirebilir. Çin, her iki ülkenin de nükleer silahlanmasına şiddetle karşı çıkıyor; zira bu, Pekin’in bölgedeki askeri üstünlüğünü tehdit edebilir. ABD ise müttefiklerinin nükleer silahlanmasını uzun süredir engelliyor çünkü bu, hem nükleer silahların yayılmasını önleme rejimini zayıflatır hem de Washington’un bölgedeki nükleer şemsiyesinin sorgulanmasına yol açar. Ancak Kuzey Kore’nin nükleer tehdidinin sürekli artması ve Çin’in askeri yığınak yapması, Tokyo ve Seul’deki güvenlik endişelerini körüklüyor. ABD seçimleri sonrası olası bir politika değişikliği, özellikle ABD’nin Asya’daki taahhütlerinin azalması, bu iki ülkeyi nükleer seçeneğe itebilir. Bu durum, sadece Doğu Asya’da değil, küresel ölçekte silahlanma yarışını tetikleyebilir. Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması (NPT) büyük bir darbe alır ve İran, Suudi Arabistan gibi diğer bölgelerde de benzer talepler artabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Doğu Asya’daki bu gelişmeler, Türkiye’nin içinde bulunduğu Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisi açısından dolaylı fakat önemli sonuçlar doğurabilir. ABD’nin müttefiklerine yönelik nükleer caydırıcılık garantisinin sorgulanması, Türkiye’nin de NATO içinde benzer endişeleri gündeme getirmesine yol açabilir. Özellikle ABD’nin küresel taahhütlerini azaltma eğilimi, Türkiye gibi sınırlarında aktif tehditler bulunan ülkelerde nükleer silahlanma tartışmalarını alevlendirebilir. Ancak Türkiye, NPT’ye bağlı bir ülke olarak şu ana kadar nükleer silah edinme yönünde bir politika izlememiştir. Bu ankette ortaya çıkan dinamikler, bölgesel güvenlik dengelerinin ne kadar kırılgan olduğunu göstermesi açısından dikkate değerdir. Türkiye’nin, Doğu Asya’daki nükleer yayılma riskini yakından izlemesi ve NATO müttefikleriyle koordinasyonu sürdürmesi stratejik bir gereklilik olarak öne çıkmaktadır.