Japonya Savunma Bakanı Shinjiro Koizumi, son haftalarda yaptığı açıklamalarla Çin'in Tokyo'ya yönelik 'yeni militarizm' suçlamalarını geri çevirmeye çalışıyor. Koizumi'nin bu hamlesi, Japonya'nın artan savunma harcamalarının uluslararası toplumda yanlış anlaşılmasını önlemek ve müttefiklerinin desteğini sağlamak amacı taşıyor. Bu strateji, Başbakan Fumio Kishida yönetiminin 2022 yılında kabul ettiği yeni milli güvenlik stratejisi kapsamında savunma bütçesini 2027 yılına kadar GSYİH'nın yüzde 2'sine çıkarma planının bir parçası. Ancak Beijing, bu adımı Asya'da bir silahlanma yarışının başlangıcı olarak nitelendiriyor ve Japonya'yı 'saldırgan militarizm' ile suçluyor.
Gelişmenin Arka Planı
Koizumi, geçtiğimiz haftalarda düzenlediği basın toplantılarında ve uluslararası forumlarda, Japonya'nın savunma harcamalarındaki artışın tamamen savunma amaçlı olduğunu ve ülkenin barışçıl anayasasına sadık kaldığını vurguladı. Özellikle, Japonya'nın 2023 yılında kabul ettiği Milli Savunma Programı Yönergesi içinde yer alan 'düşman üslerine karşı saldırı kabiliyeti' gibi yeni konseptlerin, Çin'in 'işgalci' olarak algılanan davranışlarına karşı bir caydırıcılık önlemi olduğunu belirtti. Koizumi, ayrıca Japonya'nın ABD, Avustralya ve Hindistan'ı içeren Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (Quad) içinde daha aktif bir rol üstlenmesinin, bölgesel istikrarı artırdığını ve Çin'in yayılmacı politikalarına karşı bir denge oluşturduğunu ifade etti.
Çin Dışişleri Bakanlığı ise Japonya'nın bu hamlelerini kınayarak, Tokyo'nun savaş sonrası dönemde benimsediği 'savunmacı duruştan' saptığını iddia ediyor. Beijing, özellikle Japonya'nın uzun menzilli seyir füzeleri geliştirme planlarına ve ABD ile ortak füze savunma sistemlerine yaptığı yatırımlara dikkat çekerek, bunun Asya'da bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Ancak Tokyo, bu suçlamaları reddediyor ve mevcut adımlarının sadece Doğu Çin Denizi ve Tayvan çevresinde artan Çin faaliyetlerine karşı bir yanıt olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Japonya'nın bu diplomatik manevrası, sadece Çin'i değil, aynı zamanda Güney Kore, Filipinler ve Tayvan gibi diğer Asya-Pasifik ülkelerini de ikna etmeyi hedefliyor. Bu ülkeler, Japonya'nın askeri güçlenmesine şüpheyle yaklaşırken, aynı zamanda Çin'in artan baskısına karşı Tokyo'nun desteğine ihtiyaç duyuyor. Koizumi, son haftalarda Filipinler ve Avustralya ile yapılan savunma iş birliği anlaşmalarına atıfta bulunarak, Japonya'nın bölgesel güvenlikte 'sorumlu bir ortak' olduğunu kanıtlamaya çalışıyor. Ayrıca, Japonya'nın Ukrayna savaşı sonrasında NATO'ya yakınlaşması ve bu ittifaka diplomatik destek vermesi, Tokyo'nun küresel güvenlik mimarisinde daha aktif bir rol oynama isteğini yansıtıyor.
Bu hamleler, ABD'nin Asya'daki varlığını güçlendirme stratejisiyle de örtüşüyor. Washington, Tokyo'nun savunma kapasitesini artırmasını desteklerken, Çin'in itirazlarını 'yersiz' olarak nitelendiriyor. Ancak bu durum, Çin-Rusya ittifakını daha da derinleştirebilir ve Kore Yarımadası'nda yeni gerilimlere yol açabilir. Bölgede artan askeri yığılma, ticaret yollarının güvenliği ve enerji arzı gibi konularda da endişelere neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya-Çin arasındaki bu gerilim, Türkiye için dolaylı ama önemli etkiler barındırıyor. Türkiye, Asya-Pasifik bölgesinde Çin ile ticari ilişkilerini geliştirirken, aynı zamanda Japonya ile stratejik ortaklık arayışında. Türkiye'nin savunma sanayisi, Japonya ile olası teknoloji transferi ve ortak üretim anlaşmalarından faydalanabilir. Ayrıca, Türkiye'nin deniz güvenliği konusundaki hassasiyeti, Doğu Çin Denizi'ndeki gerginliklere karşı dikkatli olmasını gerektiriyor. NATO üyesi olarak Türkiye, Japonya'nın NATO ile yakınlaşmasını desteklerken, Çin ile dengeli bir ilişki sürdürmeye özen göstermeli. Bu gelişme, Türkiye'nin 'Asya Açılımı' politikasında Japonya ile daha derin savunma ve ekonomi iş birliğine kapı aralayabilir.