Japonya’nın bankacılık sektörü, yıllar süren sıkıntılı dönemin ardından adeta bir altın çağ yaşıyor. Ancak bu parlak tablonun bir gölgesi var: Ülkenin en büyük üç bankası -Mitsubishi UFJ Financial Group, Sumitomo Mitsui Financial Group ve Mizuho Financial Group- rekor karlar açıklarken, yüzlerce küçük bölgesel banka, ellerinde tuttukları düşük getirili devlet tahvilleri nedeniyle adeta bir çıkmaza sürüklenmiş durumda. Bu bankalar, söz konusu tahvilleri zararına satmak zorunda kalacakları için bilançolarında büyük bir yük taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) uzun yıllar süren ultra gevşek para politikası, bankaları düşük faizli devlet tahvillerine yatırım yapmaya itmişti. BOJ’un 2016’da negatif faiz uygulamasına başlamasıyla birlikte, bankalar ellerindeki tahvillerin getirisi neredeyse sıfıra yaklaştı. Ancak geçen yıl BOJ, enflasyon baskılarıyla mücadele için politika faizini kademeli olarak artırmaya başladı. Bu durum, tahvil fiyatlarının düşmesine neden oldu ve küçük bankaların elindeki düşük getirili tahvillerin piyasa değeri hızla eridi.
Küçük bankaların birçoğu, bu tahvilleri vadeye kadar tutarak zararı ertelemeyi tercih ediyor. Ancak bu strateji, bankaların likidite ihtiyacı durumunda sorun yaratıyor. Ayrıca, düşük faiz ortamında kredi verme ve komisyon gelirleri de zaten baskı altında olan küçük bankalar, bu yükü kaldırmakta zorlanıyor. Japonya’da 100’den fazla bölgesel banka bulunuyor ve bunların büyük bir kısmı konsolidasyon ya da sermaye artırımı gibi seçenekleri değerlendiriyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu durum sadece Japonya’nın iç meselesi değil; küresel piyasalar açısından da önem taşıyor. Japon bankaları, dünyanın en büyük alacaklıları arasında yer alıyor ve ellerindeki dev tahvil stoku, küresel faiz oranlarındaki değişimlere karşı kırılganlık yaratıyor. BOJ’un faiz artırım döngüsünün devam etmesi halinde, küçük bankaların yaşayacağı sıkıntılar sistemik risklere yol açabilir. Ayrıca, Japon yatırımcıların yurtdışındaki varlıklara yönelmesi, döviz piyasalarında dalgalanmalara neden olabiliyor. Küresel ölçekte, bu durum gelişmekte olan ülke piyasalarına da etki edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Japonya’daki bu gelişme, Türkiye için önemli dersler barındırıyor. Türk bankacılık sektörü de benzer şekilde düşük faizli devlet tahvillerine yoğun yatırım yapmış durumda. Enflasyonla mücadele kapsamında faizlerin yükselmesi, Türk bankalarının elindeki tahvillerin değerini düşürebilir. Ancak Türkiye’deki bankaların sermaye yapıları görece daha güçlü ve düzenleyici kurumlar daha sıkı denetim uyguluyor. Yine de, Japonya’daki örneğin bir uyarı niteliği taşıdığını söylemek mümkün. Küresel faiz artışlarının etkileri, Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde daha sert hissedilebilir.