İzlanda'da, askıya alınan Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılıp başlatılmayacağına ilişkin yapılan referandumda, sandıkların kapanmasının ardından sayım işlemleri devam ederken, 'Hayır' cephesinin zaferine kesin gözüyle bakılıyor. Ülke genelindeki sandıkların büyük bölümünün sayıldığı erken saatlerde, seçmenlerin yaklaşık yüzde 60'ının AB üyelik müzakerelerinin yeniden başlamasına karşı oy kullandığı bildirildi. Resmi olmayan sonuçlara göre, 'Evet' cephesi yüzde 40 civarında oy alırken, katılım oranının ise yüzde 74 gibi yüksek bir seviyede gerçekleşmesi dikkat çekti. Referandumun kesin sonuçlarının önümüzdeki saatlerde açıklanması bekleniyor.
Referandumun Arka Planı: Neden Yapıldı?
İzlanda, 2009 yılında küresel ekonomik krizin etkisiyle ciddi bir bankacılık çöküşü yaşamış ve bu süreçte AB üyeliği bir kurtuluş olarak görülmüştü. O dönem hükümet, AB'ye üyelik başvurusunu yapmış ve müzakerelere başlamıştı. Ancak 2013 yılında yapılan genel seçimlerin ardından iktidara gelen merkez sağ koalisyon hükümeti, müzakereleri askıya almıştı. Özellikle balıkçılık hakları ve tarım sübvansiyonları gibi konular, İzlanda kamuoyunda AB üyeliğine yönelik en büyük endişeleri oluşturuyor. Referandum, Başbakan Sigurdur Ingi Johannsson tarafından, halkın iradesini net biçimde ortaya koymak amacıyla gündeme getirilmişti.
İzlanda, nüfusu yaklaşık 330 bin olan küçük bir ada ülkesi olmasına rağmen, Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üyesi olarak AB'nin tek pazarına erişim hakkına sahip. Bu durum, ülkenin AB üyeliği olmadan da ekonomik olarak AB ile entegre olmasını sağlıyor. Ancak bazı uzmanlar, tam üyeliğin İzlanda'ya özellikle mali krizlerde daha güçlü bir güvence sağlayacağını savunuyor. Diğer yandan, AB karşıtları, üyelikle birlikte balıkçılık sektörünün kontrolünün Brüksel'e devredileceğini ve bu durumun ülkenin temel geçim kaynaklarından birini tehdit edeceğini iddia ediyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: AB ve Avrupa'nın Geleceği
İzlanda'nın AB üyeliğine mesafeli durması, Avrupa genelinde artan Avrupa şüpheciliği (Euroscepticism) eğilimiyle paralellik gösteriyor. Brexit süreci, AB'nin genişleme politikalarını yeniden gözden geçirmesine neden olurken, özellikle İskandinav ülkelerinde AB'ye yönelik temkinli yaklaşım dikkat çekiyor. Norveç ve İsviçre gibi ülkeler, AB üyesi olmadan AEA veya ikili anlaşmalar yoluyla AB ile ilişkilerini sürdürmeyi tercih ediyor. İzlanda'nın bu referandumla birlikte aynı yolu izlemesi, AB'nin gelecekteki genişleme stratejileri açısından önemli bir sinyal olarak değerlendirilebilir.
AB, Balkan ülkelerinin üyelik süreçleri ve Ukrayna'ya yönelik genişleme perspektifleri üzerinde tartışırken, İzlanda gibi bir ülkenin 'Hayır' demesi, AB'nin çekiciliğini kaybettiği yönündeki eleştirileri güçlendiriyor. Öte yandan, İzlanda'nın NATO üyesi olması ve stratejik konumu, AB üyeliği olmasa da Batı ittifakı içindeki yerini korumasını sağlıyor. Bu durum, savunma ve güvenlik alanında AB'ye bağımlılığın düşük olduğu bir ülkenin, ekonomik entegrasyonu AB dışında da sürdürebildiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'daki referandum sonucu, Türkiye'nin AB üyelik süreci açısından dolaylı da olsa önemli mesajlar içeriyor. AB'nin genişleme politikasının sorgulandığı bir dönemde, İzlanda gibi küçük ve homojen bir ülkenin bile üyelik konusunda isteksiz olması, AB'nin cazibe merkezi olma özelliğini yitirdiğine işaret ediyor. Türkiye, uzun yıllardır devam eden üyelik müzakerelerinde benzer bir kamuoyu baskısı ve AB'ye yönelik artan şüphecilikle karşı karşıya. Bu tablo, AB'nin Türkiye'ye yönelik politikalarını gözden geçirmesi gerektiğini ve karşılıklı güvenin yeniden tesis edilmesi için adımlar atılması gerektiğini ortaya koyuyor. Öte yandan, İzlanda'nın AEA üyeliğiyle AB pazarına erişimini sürdürmesi, Türkiye'nin de Gümrük Birliği'nin güncellenmesi gibi alternatif entegrasyon yollarını değerlendirmesine ışık tutabilir.