İzlanda'da 2025 yılında yapılan ulusal referandumda halk, Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik müzakerelerinin yeniden başlatılmasını reddetti. Ülkenin kamu yayıncısı RUV'un aktardığı sonuçlara göre, seçmenlerin yaklaşık %58'i 'hayır' oyu kullanarak Brüksel ile yürütülecek olası bir katılım sürecine kapıyı kapattı. Bu sonuç, İzlanda'nın 2009'daki küresel mali krizin ardından başlattığı ancak 2015'te dondurduğu üyelik girişiminin ardından, ülkenin AB rotasına bir kez daha net bir şekilde 'dur' demesi anlamına geliyor. Referandumun karar bağlayıcı olmamasına rağmen, koalisyon hükümetinin bu sonucu dikkate alacağı ve sürecin yakın gelecekte yeniden gündeme gelmeyeceği belirtiliyor.
Referandumun Arka Planı ve Sonuçları
İzlanda'da AB üyeliği tartışması, 2008'de yaşanan ve ülkenin bankacılık sisteminin çöküşüne yol açan büyük mali krizle birlikte ivme kazanmıştı. Kriz sonrası halkın Brüksel'e yönelik desteği artmış, 2009'da dönemin sosyal demokrat başbakanı Jóhanna Sigurðardóttir, ülkeyi AB üyelik başvurusunda bulunmaya götürmüştü. Ancak 2013'te iktidara gelen muhafazakar Bağımsızlık Partisi ve İlerleme Partisi koalisyonu, müzakereleri dondurma kararı almıştı. O tarihten bu yana İzlanda, AB üyeliği konusunda oldukça temkinli bir çizgi izliyor.
Son referandum, ülkenin mevcut koalisyon hükümetinin 2023'te kurduğu bir uzlaşma sonucu gündeme geldi. Özellikle tarım, balıkçılık ve egemenlik konularında halkın önemli bir kesimi AB üyeliğine mesafeli. Balıkçılık sektörü, İzlanda ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor ve AB'nin ortak balıkçılık politikasının, ülkenin zengin av sahaları üzerindeki kontrolünü kaybetmesine yol açacağı endişesi yaygın. Referandum sonuçlarına göre, 'hayır' diyenlerin büyük çoğunluğu kırsal bölgelerde ve balıkçılıkla geçinen topluluklarda yoğunlaşıyor.
Öte yandan, genç nüfus ve kentsel kesimde AB üyeliğine destek daha yüksek olmasına rağmen, ekonomik belirsizlikler ve Brüksel'in dayattığı düzenlemelerin ülkenin bağımsızlığını kısıtlayacağı düşüncesi ağır basıyor. İzlanda, AB üyesi olmasa da Avrupa Ekonomik Alanı (AEA) üzerinden tek pazarın bir parçası olmaya devam ediyor ve bu durum, pek çok İzlandalı için yeterli bir alternatif olarak görülüyor. Referandumun ardından Başbakan Kristrún Frostadóttir, "Halkımızın sesini duyduk. İzlanda'nın geleceği, İzlanda'da belirlenecektir" açıklamasında bulundu.
Küresel ve Bölgesel Boyut
İzlanda'nın kararı, yalnızca bir ülkenin AB perspektifi açısından değil, aynı zamanda Avrupa'nın genişleme politikaları ve Arktik bölgesinin jeopolitik önemi bağlamında da dikkat çekiyor. Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırganlığının ardından İsveç ve Finlandiya'nın NATO'ya katılması, Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirirken, İzlanda'nın AB dışında kalma kararı, bloğun kuzey kanadında farklı bir entegrasyon modelini gözler önüne seriyor. İzlanda, NATO'nun kurucu üyelerinden biri olarak askeri ittifaka bağlılığını sürdürürken, AB'nin ekonomik ve siyasi bütünleşmesine sıcak bakmıyor.
AB yetkilileri, hayal kırıklığıyla karşıladıkları sonuca rağmen İzlanda ile iş birliğinin devam edeceğini vurguladı. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, konuya ilişkin yaptığı kısa açıklamada, "İzlanda halkının iradesine saygı duyuyoruz. Ancak Avrupa'nın birliği ve ortak değerlerimiz, sınırları aşan bir dayanışma gerektirir" ifadelerini kullandı. Ancak analistlere göre, bu karar Brüksel'in özellikle Batı Balkanlar'da devam eden genişleme sürecinde karşılaştığı zorlukları da yansıtıyor; üyelik perspektifi artık pek çok ülke için cazibesini yitirmiş durumda ve alternatif ortaklık modelleri öne çıkıyor.
Arktik bölgesinin stratejik önemi her geçen gün artarken, İzlanda'nın bu bölgedeki konumu, AB için kritik bir ortaklık alanı olmayı sürdürüyor. AB, iklim değişikliği ve doğal kaynakların yönetimi konularında İzlanda ile iş birliğini yoğunlaştırmaya çalışıyor. Referandumun sonucu, bu iş birliğinin yalnızca ikili anlaşmalarla devam edeceğini, ancak üyelik gibi kapsamlı bir entegrasyonun artık masada olmadığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İzlanda'nın AB üyelik müzakerelerini reddetmesi, Avrupa Birliği'nin genişleme sürecinin ülkelere göre değişen dinamiklerini ortaya koyması açısından Türkiye için de dolaylı bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, uzun yıllardır süren üyelik müzakerelerinde benzer bir hayal kırıklığı yaşarken, İzlanda gibi ülkelerin bile AB'ye mesafeli durması, bloğun cazibesinin azaldığına işaret ediyor. Bu karar, AB'nin kendi içindeki yapısal sorunlar ve genişleme yorgunluğu ile mücadele ettiği bir dönemde, Türkiye-Avrupa ilişkilerinde mevcut durumun daha da pekişmesine neden olabilir. Ankara, muhtemelen bu tabloyu, kendi AB perspektifinin geleceğine ilişkin tartışmalarda bir referans noktası olarak kullanacaktır.