İtalya, Avrupa Birliği'nin (AB) Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yakın müttefiki olan Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill'e yönelik yaptırım uygulama planlarına Bulgaristan'ın ardından karşı çıkan ikinci ülke oldu. Roma yönetimi, bir Hristiyan dini liderin yaptırım listesine alınmasının, AB'nin temel değerleri arasında yer alan din özgürlüğü ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle endişelerini dile getirdi. Bu gelişme, Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırım paketleri üzerinde uzlaşma sağlamaya çalışan AB ülkeleri arasında yeni bir anlaşmazlık noktası oluşturuyor.
Patrik Kirill: Putin'in manevi müttefiki
Rus Ortodoks Kilisesi'nin başı olan Patrik Kirill, Moskova'nın Ukrayna işgaline açık destek vermesiyle tanınıyor. Savaşın başından bu yana yaptığı konuşmalarda, Rus ordusunu 'manevi görev' kavramı etrafında birleştirmeye çalışan Kirill, Putin rejimiyle olan yakın bağları nedeniyle AB tarafından yaptırım uygulanması düşünülen isimler arasında yer alıyor. Ancak İtalya ve Bulgaristan gibi ülkeler, bir dini liderin cezalandırılmasının, özellikle de Ortodoks Hristiyan nüfusun yoğun olduğu bu ülkelerde, hassas bir konu olduğunu vurguluyor.
AB'nin altıncı yaptırım paketi kapsamında Kirill'in de dahil edilmesi planları, özellikle Macaristan ve Bulgaristan'ın itirazlarıyla daha önce de rafa kalkmıştı. Ancak Ukrayna'da artan sivil kayıplar ve Rus ordusunun sivil altyapıya yönelik saldırıları, AB'yi daha sert önlemler almaya itiyor. Kirill'in yaptırım listesine alınması, sembolik anlamının ötesinde, Rusya'ya yönelik diplomatik baskıyı artırma amacı taşıyor.
İtalya'nın itirazı, sadece dini liderlere yönelik yaptırımların uluslararası hukuktaki yeriyle ilgili değil, aynı zamanda Roma Vatikan ilişkileri bağlamında da değerlendiriliyor. İtalya, Vatikan'ın da benzer bir hassasiyet gösterdiği bu konuda, AB içinde bir denge unsuru olmaya çalışıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: AB'nin yaptırım politikasında çatlak
AB'nin Rusya'ya yönelik yaptırımları, 24 Şubat 2022'de başlayan savaşın ardından bugüne kadar beş ana paket halinde uygulandı. Altıncı paket üzerinde haftalardır müzakereler devam ediyor. Ancak üye ülkelerin farklı çıkarları ve hassasiyetleri, yaptırımların kapsamını daraltıyor. Bulgaristan ve İtalya'nın ardından Yunanistan ve Kıbrıs'ın da benzer endişeler taşıdığı belirtiliyor. Bu durum, AB'nin Rusya karşısında tek sesli bir duruş sergileme kabiliyetini zayıflatıyor.
Öte yandan, Patrik Kirill'e yönelik yaptırımların engellenmesi, Moskova yönetimine dolaylı bir diplomatik zafer kazandıracak. Kremlin, AB içindeki bu tür ayrışmaları kendi lehine kullanma potansiyeline sahip. Kirill'in yaptırım listesine alınması halinde ise, AB'nin Rus Ortodoks Kilisesi üzerindeki etkisi tartışma konusu olacak. Kilisenin Rusya içindeki gücü ve Ukrayna'daki savaşın meşrulaştırılmasındaki rolü, bu tartışmanın merkezinde yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşta arabuluculuk rolü üstlenirken, AB'nin yaptırım politikalarındaki bu tür ayrışmaları dikkatle izliyor. İtalya ve Bulgaristan'ın Patrik Kirill'e yaptırım uygulanmasına karşı çıkması, AB'nin Rusya'ya yönelik ortak tutumunun ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Türkiye, kendisi de AB üyesi olmadığı için doğrudan yaptırım kararlarına dahil değil; ancak Moskova ve Kiev ile dengeli ilişkiler yürüten Ankara, AB'deki bu tür ayrışmaların savaşın diplomasi yoluyla çözümüne katkı sağlayabileceğini değerlendiriyor. Enerji ve ticaret alanında Rusya'ya bağımlı olan Türkiye, AB'nin yaptırım politikalarındaki zorlukların, kendi Rusya ile ilişkilerinde manevra alanını genişletebileceğini öngörüyor. Ayrıca, dini liderlere yönelik yaptırımların tartışılması, Türkiye'nin de benzer hassasiyetlere sahip olduğu bir konu olarak öne çıkıyor.