Birleşmiş Milletler (BM), Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinin başından bu yana alıkoyduğu 16 binden fazla sivilin hâlâ tutuklu olduğunu ve bu kişilerin neredeyse tamamının işkence veya kötü muameleye maruz kaldığını açıkladı. BM İnsan Hakları Ofisi'nin raporuna göre, sivil tutukluların yüzde 85'i ile Ukraynalı savaş esirlerinin yüzde 95'inden fazlası, tekrar tekrar işkence ve insanlık dışı muameleye tabi tutuluyor. Raporda, işkencenin sistematik olduğu ve Rus yetkililerin bilgisi dahilinde gerçekleştiği vurgulanıyor.
Raporun detayları ve uluslararası hukuk ihlalleri
BM raporu, 24 Şubat 2022'de başlayan işgalden bu yana, Rus güçlerinin kontrolündeki bölgelerde ve Rusya topraklarında çok sayıda sivilin keyfi olarak gözaltına alındığını belgeliyor. Raporda, gözaltına alınan sivillerin büyük bölümünün Ukrayna'nın doğusundaki Donetsk, Luhansk ve Zaporijya bölgeleri ile Rusya'nın işgal ettiği diğer yerleşim yerlerinden olduğu kaydediliyor. Tutuklular arasında gazeteciler, insan hakları savunucuları, yerel yetkililer ve savaş suçlarına tanıklık eden sıradan vatandaşlar bulunuyor.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin verilerine göre, tutukluların büyük çoğunluğu, sorgulamalar sırasında elektrik şoku, dövme, boğma, cinsel saldırı ve simüle edilmiş infaz gibi yöntemlere maruz kalıyor. Raporda, bu uygulamaların Cenevre Sözleşmeleri ve uluslararası insan hakları hukukuna açık bir ihlal olduğu ifade ediliyor. Ayrıca, tutukluların ailelerine bilgi verilmediği, avukat erişiminin engellendiği ve bazı tutukluların ölümlerinin gizlendiği belirtiliyor.
BM raporu, Rusya'nın işgal altındaki bölgelerde "filtreleme" adı verilen bir uygulama ile sivil halkı sistematik olarak gözaltına aldığını da ortaya koyuyor. Bu uygulamada, sosyal medya paylaşımları, telefon konuşmaları ve siyasi görüşleri incelenen Ukraynalılar, 'güvenilmez' kabul edilerek gözaltına alınıyor ve genellikle Rusya'nın derinliklerindeki gözaltı merkezlerine naklediliyor. Raporda, bu uygulamanın savaş suçu teşkil edebileceği vurgulanıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
BM raporu, Ukrayna'daki savaşın insani boyutunun ne kadar derin olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. 2022'de başlayan işgalin ardından milyonlarca Ukraynalı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Ukrayna hükümeti, şu ana kadar 12 bin 500'den fazla sivil tutuklunun geri dönüşünü sağladığını açıkladı. Ancak BM verilerine göre hâlâ 16 binden fazla sivil tutuklu bulunuyor ve bu durum, Ukrayna ile Rusya arasındaki esir takası müzakerelerinin en kritik konularından birini oluşturuyor.
Rusya, raporu reddederken, Ukrayna'daki yetkililer ise uluslararası topluma daha fazla baskı yapılması çağrısında bulunuyor. Avrupa Birliği ve ABD, bu raporu sert bir dille kınayarak, Rus yetkililere yönelik yaptırımların artırılması gerektiğini savunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde (UCM) savaş suçları soruşturması sürüyor; ancak şu ana kadar Rus üst düzey yetkililerinden yalnızca birkaçı hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Bu durum, uluslararası hukukun etkinliğinin sorgulanmasına neden oluyor.
BM raporu, Rusya'nın işgal ettiği bölgelerde sivil halka uyguladığı sistematik baskının boyutunu ortaya koyarken, savaşın sona ermesi halinde adalet ve hesap verebilirliğin sağlanmasının ne kadar zor olacağını da gösteriyor. Uzmanlar, işkence ve keyfi gözaltıların savaş suçu niteliğinde olduğunu ve bu suçların faillerinin yargı önüne çıkarılması için uluslararası toplumun daha kararlı adımlar atması gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Karadeniz'deki komşusu Ukrayna'daki savaşın insani boyutunun ne kadar ağır olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye, savaşın başından bu yana hem Ukrayna hem de Rusya ile diplomatik ilişkilerini sürdürerek arabuluculuk çabalarında bulunuyor. Özellikle esir takası müzakerelerinde aktif rol oynayan Türkiye, bu raporun ardından daha fazla tutuklunun serbest bırakılması için girişimlerde bulunabilir. Ayrıca, Türkiye'nin uluslararası hukuka ve insan haklarına verdiği önem doğrultusunda, BM raporunu değerlendirerek hem insani yardım hem de diplomatik destek sağlaması beklenebilir. Bölgesel istikrar açısından, savaşın uzadığı ve insani krizin derinleştiği bir ortamda Türkiye'nin arabuluculuk rolü daha da önem kazanıyor.