İsviçre’de seçmenler, aşırı sağcı İsviçre Halk Partisi (SVP) tarafından başlatılan ve ülke nüfusunun 10 milyonla sınırlandırılmasını öngören halk girişimi için Pazar günü sandık başına gidiyor. Zengin Alp ülkesi, mevcut 8,6 milyonluk nüfusuyla Avrupa’nın en yüksek yaşam standartları arasında yer alırken, son yıllarda artan göç ve konut sıkıntısı gibi sorunlar tartışma konusu oldu. SVP’nin önerisi, anayasaya eklenecek bir maddeyle sürekli ikamet eden yabancı sayısının kontrol altına alınmasını hedefliyor. Ancak hükümet ve parlamentonun her iki kanadı da girişime karşı çıkıyor; bunun ekonomiye zarar vereceğini ve uluslararası anlaşmalarla çeliştiğini savunuyor.
Girişimin içeriği ve siyasi arka plan
SVP’nin “10 milyon yeter” sloganıyla başlattığı kampanya, özellikle son yıllarda hızlanan nüfus artışına dikkat çekiyor. İsviçre nüfusu 1960’ta 5,4 milyon iken bugün 8,6 milyona ulaştı. Parti, bu artışın büyük kısmını AB ülkeleri ve diğer bölgelerden gelen göçmenlere bağlıyor. Öneriye göre, nüfus 10 milyonu aştığında federal hükümet, sığınma ve aile birleşimi hakkı da dahil olmak üzere yabancıların girişini kısıtlamakla yükümlü olacak. Mevcut yıllık net göç yaklaşık 50.000 kişi; eğer bu hız devam ederse 2030’ların ortalarında 10 milyon barajına ulaşılması bekleniyor.
Ancak ekonomik çevreler ve iş dünyası, girişimin İsviçre’nin işgücü ihtiyacını karşılamasını engelleyeceğini belirtiyor. İsviçre’de çalışanların yaklaşık dörtte biri yabancı uyruklu; özellikle sağlık, inşaat ve teknoloji sektörlerinde dışa bağımlılık yüksek. Federal hükümet, girişimin kabul edilmesi halinde AB ile imzalanan kişilerin serbest dolaşımı anlaşmasının ihlal edileceğini ve bunun diplomatik krizlere yol açabileceğini vurguluyor. SVP ise İsviçre’nin bağımsızlığını ve kimliğini korumak için böyle bir adımın şart olduğunu savunuyor.
Küresel bağlam ve bölgesel yansımalar
İsviçre’deki bu referandum, Avrupa genelinde yükselen göçmen karşıtı popülizmin bir yansıması olarak görülüyor. Son yıllarda Polonya, Macaristan ve İtalya gibi ülkelerde benzer söylemler güç kazanırken, İsviçre’de 2014’teki “kitle göçüne karşı” girişimin ardından şimdi daha radikal bir öneri oylanıyor. SVP’nin girişimi, İsviçre’nin AB ile ilişkilerini de test ediyor; çünkü serbest dolaşım hakkı, ülkenin AB ile yaptığı ikili anlaşmaların temel taşlarından biri. Uzmanlar, girişimin kabul edilmesi halinde İsviçre’nin AB ile imzaladığı 120’den fazla anlaşmanın tehlikeye girebileceğini söylüyor. Ayrıca bu durum, İsviçre’nin uluslararası yardım ve insani misyonlarını da etkileyebilir.
Referandumun sonuçları, sadece İsviçre’de değil, Avrupa genelinde göç politikalarının geleceği açısından da önemli bir gösterge olacak. Anketler, girişimin %40 civarında destek gördüğünü ancak çoğunluğa ulaşamayacağını işaret ediyor. Yine de SVP’nin bu konuda tabanını harekete geçirme potansiyeli yüksek. Kampanya sırasında partinin afişlerinde “yabancı akını” ve “İsviçre’nin boşaltılması” gibi sert ifadeler kullanılması, ülkede kutuplaşmayı artırdı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsviçre’deki nüfus sınırlaması referandumu, Türkiye’yi doğrudan etkilemese de Avrupa’daki göç ve entegrasyon tartışmaları açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Benzer popülist söylemlerin AB ülkelerinde yaygınlaşması, Türkiye’den Avrupa’ya yönelik göç ve vize serbestisi müzakerelerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca İsviçre’de yaşayan yaklaşık 70.000 Türk kökenli nüfus, olası kısıtlamalardan doğrudan etkilenebilir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde düzensiz göçle mücadele önemli bir başlıkken, İsviçre’deki bu tür girişimler göçmen karşıtı dalgayı güçlendirerek Ankara’nın elini zorlaştırabilir. Öte yandan, İsviçre’nin bağımsızlık vurgusu, Türkiye’nin ulusal egemenlik söylemiyle paralellik gösterse de, iki ülke arasındaki derin ekonomik ve diplomatik bağlar bu tür radikal adımların yumuşatılmasını gerektiriyor.