İsveç'te bir adam, karısını çok sayıda erkeğe cinsel istismar amacıyla pazarlamak suçundan 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Stockholm Bölge Mahkemesi'nde görülen davada, sanığın eşini uzun süre boyunca fuhuş yapmaya zorladığı ve bu süreçte en az 120 erkeğin hizmet satın aldığı belirlendi. Savcılık, olayın 'kitlesel fuhuş' olarak nitelendirilebilecek boyutlara ulaştığını ve mağdurun ağır psikolojik baskı altında olduğunu vurguladı. Dava, İsveç'te insan ticareti ve cinsel sömürüyle mücadele kapsamında emsal niteliği taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Mahkeme kararına göre, fail eşini internet üzerinden reklam vererek müşterilere pazarladı ve her bir cinsel ilişkiden elde edilen geliri kendine aldı. Mağdur kadın, tehditler ve şiddet yoluyla kontrol altında tutuldu. Polis soruşturması sırasında 120'den fazla müşterinin kimliği tespit edilirken, bunların bir kısmına para cezası veya hapis cezası verilmesi bekleniyor. İsveç'te fuhuş yasaları, cinsel hizmet satın almayı suç sayarken, satmayı yasal kabul ediyor. Bu dava, özellikle mağdurun rızasının olmaması ve zorlama unsuru nedeniyle ağırlaştırılmış cezaya tabi tutuldu. Sanığın 4 yıl hapis cezasının yanı sıra, mağdura tazminat ödemesine de hükmedildi.
Bölgesel ve küresel boyut
İsveç'te insan ticareti ve cinsel sömürü vakaları, özellikle son yıllarda artan göç ve organize suç ağlarıyla birlikte daha fazla gündeme geliyor. 1999 yılında fuhuşta alıcıyı cezalandıran ilk ülke olan İsveç, bu alanda öncü bir model olarak kabul ediliyor. Ancak bu dava, yasaların yeterince caydırıcı olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getirdi. Avrupa Birliği genelinde insan ticaretiyle mücadele konusunda ortak standartlar oluşturulmaya çalışılırken, İsveç'teki bu emsal karar diğer ülkeler için de referans teşkil edebilir. Kadın hakları örgütleri, cezanın yetersiz olduğunu savunurken, hukukçular kararın caydırıcılık açısından önemli olduğunu belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsveç'teki bu dava, insan ticareti ve kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası hukukun önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türkiye, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetle mücadelede önemli adımlar atmış olmakla birlikte, insan ticaretiyle mücadelede daha etkin politikalar geliştirmesi gerekiyor. Özellikle İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı sonrası, bu tür davalarda uluslararası işbirliğinin sınırlı kalması endişe yaratıyor. Türkiye'nin, İsveç'in bu alandaki modelini incelemesi ve kadın haklarını koruyucu yasal düzenlemeleri güçlendirmesi, hem insan hakları hem de uluslararası prestij açısından önem taşıyor.