İsrail'de kamuoyu ve siyasi çevreler, Başbakan Binyamin Netanyahu'ya Lübnan'daki askeri operasyonları durdurmaması yönünde giderek artan bir baskı uyguluyor. Bu talep, İsrail'in 1982 yılında başlattığı ve 18 yıl süren Lübnan işgalini anımsatırken, birçok İsrailli bu durumu “tam bir deja vu” olarak nitelendiriyor. Öte yandan, eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile yürüttüğü barış görüşmeleri, Lübnan'daki çatışmalar nedeniyle sekteye uğramış durumda. Trump'ın bu duruma öfkelendiği bildirilirken, bölgedeki gerilimin tırmanması uluslararası toplumun endişelerini artırıyor.
1982 işgalinin gölgesinde yeni bir sayfa mı?
İsrail'in Lübnan'daki varlığı, tarihsel olarak hassas bir konu. 1982 yılında dönemin Başbakanı Menachem Begin liderliğinde başlatılan “Barış için Celile” operasyonu, İsrail'in Lübnan'ın güneyini işgal etmesiyle sonuçlanmıştı. Bu işgal, Hizbullah'ın kurulmasına ve İsrail'e karşı uzun süreli bir direnişin başlamasına zemin hazırlamıştı. 18 yıl süren işgal, İsrail'in 2000 yılında çekilmesiyle sona ermişti. Ancak şimdi, Netanyahu hükümetinin izlediği politika, benzer bir senaryonun tekrarlanabileceği endişesini doğuruyor. Özellikle kuzey sınırında Hizbullah'ın artan tehdidi karşısında, İsrail ordusu sınır ötesi operasyonları yoğunlaştırmış durumda. Vatandaşlar arasında yapılan anketler, güvenlik kaygılarının ön planda olduğunu ve halkın büyük bir kısmının askeri varlığın sürdürülmesini desteklediğini gösteriyor.
Netanyahu'nun bu konudaki tutumu da merak konusu. Başbakan, bir yandan iç siyasetteki koalisyon ortaklarının baskısıyla karşı karşıya kalırken, diğer yandan uluslararası toplumun çekilme çağrılarına direniyor. Uzmanlar, Netanyahu'nun bu politikasının uzun vadede İsrail için yeni bir işgal dönemi anlamına gelebileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, İsrail ordusunun kaynaklarını tüketirken, bölgedeki istikrarsızlığı da derinleştiriyor.
Trump'ın İran barışı gölgede kalıyor
Lübnan'daki çatışmalar, yalnızca bölgesel değil, küresel düzeyde de yankı uyandırıyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump'ın İran ile yürüttüğü barış görüşmeleri, bu çatışmalar nedeniyle sekteye uğramış durumda. Trump'ın İran ile nükleer anlaşma konusunda yeni bir mutabakat sağlama çabaları, Lübnan'daki gerilim nedeniyle tıkanma noktasına geldi. Kaynaklara göre Trump, İsrail'in Lübnan'daki operasyonlarının görüşmeleri baltaladığını düşünüyor ve bu duruma öfkeli. Ancak Netanyahu hükümeti, Hizbullah'ın tehdidini gerekçe göstererek operasyonları durdurmayı reddediyor.
Bu gelişmeler, Ortadoğu'daki güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisi bilinirken, İsrail'in Lübnan'daki varlığı, Tahran'ı doğrudan tehdit altında hissetmesine neden oluyor. Öte yandan, Trump'ın barış girişimlerinin başarısız olması, bölgede yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. Uluslararası toplum, hem İsrail'i itidal çağrısı yaparken hem de İran'ı müzakere masasına dönmeye davet ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki bu gelişmeler, Türkiye'nin bölgesel güvenliğini ve dış politikasını yakından ilgilendiriyor. Türkiye, uzun yıllardır Lübnan'ın istikrarına önem veriyor ve bu ülkeyle tarihi bağları bulunuyor. İsrail'in Lübnan'da uzun süreli bir işgale yönelmesi, Suriye ve Irak'taki güç dengelerini de etkileyerek Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir gerginlik kaynağı oluşturabilir. Ayrıca, İran'la barış görüşmelerinin sekteye uğraması, Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve diplomatik çıkarlarını olumsuz etkileyebilir. Ankara, hem İsrail hem de İran ile dengeli bir ilişki yürütmeye çalışırken, Lübnan'daki kriz bu dengeyi bozma riski taşıyor. Türkiye'nin, bölgesel istikrarı korumak adına diplomatik girişimlerini artırması ve tarafları diyaloga teşvik etmesi beklenebilir.