İsrailli yerleşimciler, son haftalarda Batı Şeria'da Filistinlilere ve onların evlerine, geçim kaynaklarına yönelik saldırılarını keskin bir şekilde artırdı. Özellikle su kaynaklarını hedef alan bu saldırılar, bölgedeki insani durumu daha da kötüleştiriyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, yalnızca geçen ay içinde yerleşimci şiddeti olaylarında yüzde 50'lik bir artış kaydedildi. Saldırılarda su kuyuları tahrip edilirken, sulama sistemleri ve su depoları hedef alındı. Filistinli çiftçiler, susuz kalan tarlaları nedeniyle büyük ekonomik kayıplar yaşadıklarını belirtiyor.
Saldırıların arka planı ve boyutu
İsrail işgali altındaki Batı Şeria'da, yaklaşık 700 bin İsrailli yerleşimci, 3 milyona yakın Filistinli arasında yaşıyor. Yerleşimci şiddeti, uzun yıllardır bölgede ciddi bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Ancak son saldırı dalgası, özellikle su kaynaklarının hedef alınmasıyla dikkat çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporuna göre, 2023 yılının ilk dokuz ayında 200'den fazla yerleşimci saldırısı kaydedildi; bu saldırıların çoğunda Filistinlilere ait su altyapısı tahrip edildi. Saldırılar, genellikle geceleri maskeli silahlı kişiler tarafından gerçekleştiriliyor. Filistinli yetkililer, saldırıların sistematik olduğunu ve yerleşimcilerin İsrail ordusunun göz yummasıyla hareket ettiğini iddia ediyor. İsrail ordusu ise bu iddiaları reddederek, saldırıları önlemek için çaba gösterdiklerini ancak fiilen müdahale etmekte zorlandıklarını savunuyor.
Su kaynaklarına yönelik saldırılar, özellikle yaz aylarında hayati önem taşıyor. Batı Şeria'nın büyük bölümünde su kıtlığı yaşanırken, Filistinliler kişi başına günde ortalama 73 litre su kullanabiliyor; bu miktar, Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği günlük 100 litrelik minimum seviyenin altında. Yerleşimciler ise aynı kaynaklardan çok daha fazla su çekiyor. Saldırılar, bu dengesizliği daha da derinleştiriyor. Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi, saldırılar sonucu yaklaşık 10 bin Filistinlinin doğrudan susuz kaldığını tahmin ediyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, insani yardım olarak su tankeri göndermek zorunda kaldı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu saldırılar, sadece Filistin-İsrail sorununun bir yansıması değil; aynı zamanda bölgesel istikrarı da tehdit ediyor. Ürdün ve Mısır gibi komşu ülkeler, Batı Şeria'daki şiddetin tırmanmasından endişe duyuyor. Su kaynaklarının hedef alınması, çatışmanın yeni bir boyut kazandığına işaret ediyor. Su, Ortadoğu'da stratejik bir kaynak; bu nedenle su altyapısına yönelik saldırılar, çatışmanın süresini ve şiddetini artırabilir. Küresel düzeyde, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, yerleşimci şiddetini kınarken, somut adımlar atılmıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, saldırıları 'endişe verici' olarak nitelendirdi ancak İsrail'e karşı herhangi bir yaptırım uygulamadı. İsrail hükümeti ise yerleşimcileri kınamakla yetiniyor; ancak aşırı sağcı bakanlar, yerleşimci saldırılarına açıkça destek veriyor. Bu durum, İsrail iç politikasında da tartışmalara yol açıyor. Başbakan Binyamin Netanyahu'nun koalisyon hükümetinde yer alan aşırı sağcı partiler, yerleşimleri teşvik eden politikalar izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği geleneksel desteği yeniden gündeme getiriyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce yaptığı açıklamalarda İsrail'in Batı Şeria'daki politikalarını eleştirmişti. Yerleşimci saldırılarının su kaynaklarını hedef alması, bölgedeki insani krizi derinleştirirken, Türkiye'nin Filistin'e yönelik insani yardım çabalarını da etkileyebilir. Türkiye, geçmişte su projelerine destek vermişti; ancak altyapının hedef alınması, bu yardımların etkisini azaltıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve İsrail ile ilişkileri düşünüldüğünde, bu saldırılar Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerilim unsuru olabilir. Bölgesel istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenliğini de dolaylı olarak etkiliyor; bu nedenle Ankara'nın gelişmeleri yakından takip etmesi ve diplomatik girişimlerde bulunması bekleniyor.